HER SAYFA YENİLENMESİNDE BAŞLIK LOGOSU DEĞİŞMEKTEDİR.
Yazlık Köyü (Livera) >>>
ABDURRAHMAN BAHADIR
 

ÇOCUKLARINA ADANMIŞ BİR ÖMÜR: BAKİYE SARITAŞ

Abdurrahman BAHADIR

Geçim derdi, insanları doğup büyüdüğü topraklardan koparıp alır başka diyarlara savurur. Yeni bir hayat şekillenir. Gurbet ve sıla, bu yeni başlangıcın birbirinden uzak mekanlarıdır. Hem gurbette, hem de memlekette ayrı ayrı büyütülen hasretlerin öncülük ettiği yaşamlar, çoğunlukla zor koşullar altında sürdürülür. Bu ağır hayatın en büyük yükünü, hiç kuşkusuz, anneler çekmektedir. Bakiye SARITAŞ, o annelerden biriydi...
 ***
Of'tan Liveraya göçen Osman ve Şerife (ÖZKAN) çiftinin dördüncü çocuğu olarak, 1937 yılında Livera'da dünyaya geldi. Okul çağına ulaştığında köyde henüz ilkokul açılmamıştı. Maçka’ya gidip gelmek de, o dönemlerde bir kız çocuğu için pek mümkün değildi.. Kaldı ki ekonomik koşullar erkek çocukların bile eğitimine imkan tanımıyordu.  Genç kızlığa adım attığında, dönemin yaygın adetlerinden olan erken yaşta evlenmek, O’nun da kaderine yazılmıştı.. On beş yaşında Rafet SARITAŞ’la evlendi.
***
Artık toplumda yeni bir kimliği, farklı sorumlulukları vardır. Hayatı tanımadan, zorluklarıyla yüzleşmeye başlamıştı. Anne olunca, mutluluğu ile birlikte omuzlarındaki hayat yükü de artmıştı. Aynı zamanda köy bekçiliği de yapan eşi Rafet’le birlikte bu yükü taşımaya çalışırlar.   Çocukların sayısı arttıkça hayatın yükü de ağırlaşıyordu.. Köyde üretilen çözümler yeterli gelmiyordu. Gurbet, kapılarını çalar. Rafet SARITAŞ umutla yola çıktı.  İzmit'te,  o dönemlerde ünlenmeye başlayan Mürtezaoğlu adlı şirkette işe başladı.  Çocuklar büyüdükçe hasret her yürekte derinleşiyordu. Rafet SARITAŞ, izinlerinde, içini yakan bir özlemle köye, eşine ve çocuklarına koşuyordu.
***
Dört erkek çocuk sahibiydiler. Bir kız çocuğu beklentisi beşincide sona erdi. Artık daha çocuk istemiyorlardı. Altıncı inat etti geldi. Altı çocuk sadece gurbet imkanlarıyla büyütülemiyordu. Anne olmanın içgüdüsel koruyuculuğu, hayatın öğretmenliğinde Bakiye SARITAŞ’ı bilinçlendiriyordu. Eşi gurbette, o memlekette geleceğe güvenle bakabilmek için uğraşıyorlardı. İnek bakıyor, tarlada çalışıyor, ormana gidiyor, bu büyük mücadelede tüm gücüyle yer alıyordu…
***
Eşinden mektuplar geliyordu. Okuma yazması yoktu. Çocuklar henüz okul çağında değildiler. Mektuplarını şimdilerde Maçka Milli Eğitim Müdürü olan Mehmet UZUNLAR'a okutuyordu. Cevaplarını fazla bekletmezdi. Yine hamileydi. En önemli haber olarak bunu yazdırmıştı. Mektup yola çıkalı birkaç gün olmuş, gideceği yere ulaşmamıştı. Rafet bir çocuğu daha olacağını öğrenmemişti. Ve gurbetten bir haber geldi. Tez yayıldı Liveraya.
***

Ormandan dönüyordu. Karnı burnunda.. Sırtında odun yükü.. Kan ter içinde. Eve, çocuklarına bir an önce kavuşma telaşında, acele ediyordu.   Evi görüş alanına girince, kapının önünde bir kalabalık fark etti. İçinden bir şeyler koptu. “Çocuklarım!” diye seslendi.  Sırtındaki yükü attı, evine doğru koşmaya başladı. Yolda Havva Nineye rastladı. “Evlatlarıma bir şey mi oldu yoksa, ne olur söyle” diyerek, gücü tükenmiş halde dizlerinin üzerine çökerek yalvarmaya başladı. Elindeki asasından kuvvet alarak oturur Havva Nine. Onu sakinleştirmeye çalışır., “Gel kızım bir soluklan, anlatayım sana” der. Yüreği yerinden fırlayacak gibidir.
Havva Nine derinden bir iç çekerek anlatır. “ Kızım! Rafet ve Yusuf (KARABİBER) arabayla yuvarlanmışlar. Yusuf’un durumu iyi değil, ama Rafet'in durumu iyidir.” Bakiye anlatılanlarla kuşkularını dağıtamaz.  Evin önündeki kalabalıktan şüphelenmeye devam eder. Olan biteni anlamak için eve doğru koştu. Kalabalığı yararak içerdeki kayınbabasının huzuruna çıktı.. Boynu bükük, ellerini önüne bağlayarak alçak bir sesle: “Baba! Rafet'e ne oldu? “Çok şükür! İyidir..” diye cevapladı kayınbabası..
***
Aradan on beş gün geçer. Gelen haberler Rafet'in iyi olduğu yönündedir.. Her gün Rahmi Çavuş'un kıranına gidip eşi bir yerlerden çıkıp gelecekmiş gibi bekler.. İçindeki sıkıntı bir türlü geçmiyordu. Hasreti bir başka boyut kazanmıştı. Araba yolu şimdiki okulun oraya kadardı. Gözleri İdrisin kıranından ayrılmıyordu. Her çıkan araba Onun için bir ümitti. Bir araba görünür kırandan. Üzerinde yeşil örtüsüyle bir tabut vardı. Koşarak kayınbabasına durumu anlatır. Kayınbabası başını iki eli arasına alarak hüngür hüngür ağlamaya başlar. Gelen cenazenin eşi olduğunu anlayan Bakiye çığlıklar atar, saçını başını yolar. Günlerdir yüreğini kemiren korku boşa değilmiş. Ölüm karşısında herkes gibi O da çaresizdir. Rafet’ini, 1968 yılında, otuz iki yaşında toprağa verir.
***
Yirmi yedi yaşında, altı çocuk, bir de karnında, yedi çocukla dul kalmıştı. Her akşam eşinin mezarına gidiyor, gecenin karanlığında mezarın üzerine kapanarak, hüngür hüngür ağlıyordu. Eşinin acısı yüreğini kavururken, yokluk ve bakımsızlık yüzünden bir çocuğunu da toprağa verdi. Altı ay sonra karnındaki bebek dünyaya gelir. Erkekti.. Hüzünle sevinç harmanlanmıştı. Oğluna eşinin adını koydu: Rafet! Çocukları hayata tutunma isteğini güçlendiriyordu. Artık daha çok çalışmak zorunda olduğunu çok iyi biliyordu..
***
Eşinin ölümü henüz bir yılı doldurmamıştı. Yaşadığı acılar yetmezmiş gibi, kaderi Onu yeniden bir dayanma sınavına çekiyordu. Bu kez çığlıklar baba ocağından yükseliyordu. Tarlalardan, fındıklıklardan uçarak gitti.. Annesi kanlar içerisinde çeşmenin avlusunda yatıyordu. Cinnet geçiren babası, annesini tam on sekiz yerinden bıçaklayarak öldürmüştü. Eşini ve çocuğunu kaybeden Bakiye SARITAŞ, bir üçüncüsüyle yıkılıyordu.
***
Acılarla örülü günleri yavaş yavaş geride bıraktı. Oğulları büyüdü. Delikanlı oldular. Köy yerinde onların dönüşebileceği, ekmeklerini büyütebilecekleri kalıcı bir işleri yoktu. Çözüm yine gurbetteydi. Eskişehir çağırdı onları. Bir süre çalıştılar. Borçlanıp bir arsa aldılar. Hedef büyütme zamanı gelmişti. Bakiye SARITAŞ, çocuklarının evlenme çağına geldiğini, yeni bir görevin onu davet ettiğini anladı. Bunun için Liveradan ayrılması gerektiğini biliyordu. Çok zor bir ayrılık olacaktı bu.. Eşyalar okulun orda, yüklenmiş bekliyordu.. Mezarlığa gitti. Eşini ve oğlunu geride bırakmanın acısını yüreğinde sımsıkı tutarak veda etti onlara. Bir gün dönerim düşüncesini yanına alarak yola çıktı.
***
Çocuklarına adanan bir ömre eşlik eden bedeni yorgun düşmüştü. Şeker hastası olmuştu. Kalbi teklemeye başlamıştı. O gün, yine her zamanki gibi, ev işlerini titizlikle yapmış, üç çeşit yemek pişirmişti. Oğulları ve torunları gelecekti. Olmadı. Vade bu kadardı. Eskişehir’deki görevi sona ermişti. Köyüne döndü. Artık eşinden, oğlundan, çok sevdiği köyünden hiç ayrılmayacaktı.
***
Bakiye SARITAŞ aile dostumuzdu. Üzerimde çok büyük emeği vardır. Oğlu Rafet'le, kan kardeşimle, birlikte büyüdük. Kimseyi kırmazdı, incitmezdi. Sevecen, esprili, hoşgörülü yüreği insan sevgisi doluydu. Ömrünü çocuklarına adadı. Onlara hem annelik hem babalık yaptı. İnançlı bir insandı. Hayata hiç küsmedi. Her şey Allah’ın takdirindeydi. Kaderi böyle yazılmıştı. O, ömrünün hakkını vererek yaşadı. Mekanı cennet olsun!

 
 
©
TÜRKİYE
 
 
LİVERA FM
 
 
SİTE YÖNETİMİ
 
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Livera Forum
Web Hizmetleri
Site Yönetim Duyurular
Admin
DJ Girişi
 
YAZLIK KÖYÜ
 
Köy Muhtarı
Livera Haberler
Düğün Haberleri
Ölüm Haberleri
Livera Tel. Rehberi
Medyada Livera
Livera Spor
 
YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİ
     
 
Başkan
Dernek Yönetim Kurulu
Eski Yönetim
Dernek Üyelik Formu
Dernek Üyeleri
Dernek Duyuruları
 
FOTOĞRAF & VİDEO
 
Fotoğraflar
Videolar
 
 
SİZLERDEN GELENLER
Fotoğraflar
Videolar
Yazılar
 
LİVERA YAZILARI
 
KÖŞE YAZILARI
...
Bize Her Yer Trabzon
Arada Bir
Anılar
Şiirler
Konuk Yazarlar
 
SPONSORLARIMIZ
 
.
 
 
 
.
 
.
 
 
©2006 YAZLIK KÖYÜ Sitesinin tüm hakları saklıdır.
Design by m.uzun