HER SAYFA YENİLENMESİNDE BAŞLIK LOGOSU DEĞİŞMEKTEDİR.
Yazlık Köyü (Livera) >>>
ARADA BİR YAZILAR
 
ANNE


Anne, kendi dünyasında bir kutup varlıktır.
Kâbe, kâinatın hakikati, Mekke beldelerin özü ve ruhu, anne ise ailenin temeli, direği ve esasıdır.
Yuvada her şey onun etrafında döner. O’na dolanır ve O’na dönüşür.
O ise hep kendi yörüngesinde döner, durur.
Onların, yaratılıştaki rolleri büyük, mükâfatları büyük ama ne var ki hayatlarında çektikleri sıkıntılarla gördükleri karşılık arasında ki münasebetsizlik.
Bunun böyle olduğunu uzun boylu araştırmaya gerek yok. O’nların bir ömür boyu neler ekip neler biçtiklerine, neler çekip neler bulduklarına göz bakmak yeter sanırım.
Biz hemen her zaman onların iklimlerinde şefkat esintileri duyarız.
Onlar, bizi her bağırlarında basışlarında karşılık beklemeden birer vefa kahramanı olurlar. Bizde onlarla her şeyi aşabileceğimiz hissiyle güven ve emniyet içinde geriliriz.
Evet, O,acı-tatlı kaderiyle uyumlu,
Sevinçlerle-kederlerle barışık,
Beklentisi olmayan,
Beklentilere takılıp yavrularına gönül koymayan eşsiz bir abide.
Ne var ki! İmanı ve imanda ki sonsuzluk zevkini duymayanlara bunu anlatmak çokta kolay olmayacaktır.
Evet. Onlarda ki bu samimiyetin hep böyle derin kalmasını, kalplerinin her zaman sevgiyle coşmasını, bakışlarının güven ve alaka vaadiyle içimize akmasını anlatmak oldukça zor olsa gerek.
Bir düşünün! Bizim için onlar, ne uzun hazırlıklar dönemi geçirmiş, ne aşılmaz zorluklara toslamış ve neleri aşmış… ne çetin olaylarla pençeleşmiş, ne kadar hayallerle oturup kalkmış, ne rüya ve hülyalarla dolup boşalmış, ne zorluk ve sıkıntıları göğüslemiş… Ve kaç türlü çileyle presleşmiş..Ne sancılar çekmiş..ne kadar inlemiş…Kaç defa merhametle coşmuş? Ve kaç defa merhamete ihtiyaç duymuş?
Neticede, bizler için ne kadar değerli şeyler harcamış, ne emekler sarf etmiş… Sarf etmiş te bir beklentiye girmemişlerdir.
Evet. bizi yemeyip yediren, giymeyip giydiren, açlığını-tokluğunu, açlığımız ve tokluğumuz içinde hissedip yaşayan, mutlu olmamız için her türlü insanüstü bir gayretle akla hayale gelmedik zorluklara katlanan.
Bize, vücudumuzun gelişmesi, irademizin kuvvetlenmesi, zekâmızın incelip keskinleşmesi ve ufkumuzun uhrevileşmesi yollarını gösteren... Evet, bütün bunları yaparken de açık kapalı beklentiye girmeyen bir varlık varsa da O da ana’dır.
Anne… Ruhunda ki incelikle, yürekliliği atbaşı götüren bir şefkat kahramanı.
Şu gök kubbenin altında ne varsa o’nun eli hepsinin üzerindedir. Cennete giden yol ise ayaklarının altındadır. Allah, kitabında o’na öyle bir sultanlık vermiştir ki, dünyadaki sultanlıklar onun yanında kuru birer taçtan ibarettir.
Ey ruhlar kadar ince,
Melekler kadar masum,
Gökler kadar derin yüce ve değerli varlık! 
Öteler sana değer üstü değerler vermekte ve senin nazını çekmektedir.
Biz, hepimiz senin kölen, sen ise şefkat, vefa ve samimiyet ağıyla bizleri avlayıp esir eden taçsız bir sultansın!
Eğer şu varlık âleminde her şeyin kendine göre bir ruhu bir cevheri varsa, bizimde hayat cevherimiz sen olmalısın.
Ve bendeniz; bu yazımı sekiz yıl önce 13 Mayısta dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkan anneme ve makberde bekleyen bütün annelere ithaf ediyorum.
Allah, kıyamet sabahında sizi Zatının ışıklarıyla aydınlatsın!
Geleceğiniz cennetin Cuma yamaçları gibi neşeli ve vuslatınız da kutlu olsun!

Yazan: Naci KUZU
13 Mayıs 2013 01:20
DÜŞÜNÜYORUM


             Evet, dostlar düşünüyorum da Allah Teâlâ’nın en mükemmel şekilde yarattığı insanımızı o mükemmelliğin gereklerini yapmaya nasıl ikna edebiliriz sorusuna bir cevabı ben henüz bulamadığımı düşünüyorum.
            Yapmayı vadettiğimiz işlerin başında olan ve derneğimizi kira sıkıntısından kurtarmayı planladığımız yeri şükrolsun ki aldık, aldık almasına da yine de insanımızı mutlu edemediğimizi düşünüyorum.
            Borcumuzun yaklaşık olarak yarısını ödedik sayılır. Önceliğimiz vade farkını ödemeden diğer kalanı da bir an önce bitirmek. Buna rağmen bazı kendini aşamamış şahıslarında başarısız olmamamız için içten içe çırpındığını, yakında iflas bombasının patlayacağını düşündüklerini de düşünüyorum.
            Niyetimiz bütün Liveralıları bu dernek çatısı altında bir araya getirmek. Bunu sağlarsak belki eski küskünlüklerin ortadan kalkacağını düşünüyorum.
Kültürel Yardımlaşma ve Dayanışma da olsa esas amaç insana hizmet değilmidir. O halde yapılan yardımların ilahi makamda kabul göreceğini düşünüyorum. 
            Bir yerde bir yazı okumuştum eski dava adamlarının felsefesi buydu. “Milletimin başarılı olması ve kalkınması için ben makam ve mevki istemem bir nefer bir amele olarak çalışmaya razıyım. Yeter ki bu aziz millet refah ve mutluluğa ersin.” İşte biz bu benlikten vazgeçip biz olursak hedefe ulaşmamız çok kolay olur.
            Çalıştığım firmanın sahibi bana kardeşinin sosyal yönünü ortaya koyan bir faaliyeti aklıma geldi tanıdık çevresinden arkadaşları vasıtasıyla kurduğu dernekle 300 öğrenciye burs verilmesini sağladı. Yalnız hedefi buydu ve bunu da başardı.
            Derneğin üye listesine baktım hala aidat borcu olanlar epeyce. Yine düşünüyorum neden bu para ödenmiyor. 2012 Aralık sonu itibariyle aidat 5 TL. 2013 yılından sonra 10 TL. oldu. Bir paket sigara 9.5 TL birazda siz düşünün.
           Geçen ay Maçka’dan bir kız öğrenci aradı daha evvel burs veriyormuşsunuz bize de verirmisiniz diye ben yine düşünüyorum.
           Derneğimizin aldığımız yerle ilgili borcumuz var. İsimlerini vermeyeceğim üyemiz ama derneğe aidat borcu olan arkadaşlarımızdan bir kaçı aradı sıkıntımız var bize yardım eder misiniz diye.
           Düşünüyorum ve sizleri de düşünmeye davet ediyorum.

           Vesselam.
Yazan: Naci KUZU
17 Nisan 2013 02:20
Değerli Liveralılar,


             Uzun yıllardır köyümüzden uzakta yıllardır İstanbul ilinde ikamet etmekteyim. Herhalde Allah nasip ettiği sürece hayatımızı burada idame ettireceğiz. Bütün bu hengâmede de derneğimizin kuruluşundan bu güne kadar da dernek faaliyetleri için yer almaya çalıştım. Bazen yönetimlerin içinde bazen de sade bir üye olarak faaliyetlere yardım ve katkıda bulunmaya çalıştım.
            Bir süre önce de yeni oluşturulan yönetimin içinde bulunuyorum. İstanbul Türkiye’nin bir mozayiği olması hasebiyle her ilden gelip yerleşen insanların, kendi il, ilçe ve köylerinin birlikteliklerini, kaynaşmalarını sağlamak adına dernek faaliyetlerinde bulunmaktadırlar.
            Bizlerde Yazlık Köyü Kültürel Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği adı altında bu tür faaliyetlerde bulunuyoruz. İlk yıllardaki şevk ve heyecanla yapılan aktiviteler zamanla bu aktifliğini yitirmiş ve dernek kirasını da ödeyemez duruma gelmiştir.
            Dernek bünyesinde kurulan internet sitemizde ilk yıllarındaki heyecanını yitirerek yalnızca belli sayıda insanın yazı yazdığı görüş belirttiği marjinal bir siteye dönüştü. Yine site içinde faaliyetlerine devam eden radyomuzun da marjinal bir hale dönüşmesi üzerine yayını bir süreliğine askıya alınmak zorunda kalındı.
            Değerli Liveralılar, bu duruma bir dur demek üzere herkesin katkısını sağlayacak şekilde bir yapılanma içine girdik. Öncelikle derneğimize bir yer alıp kiradan kurtulmak gerektiğini düşündük ve derneğimize bir yer almaya karar verdik.
            Bu konuda gerekli açıklamalarda yapıldığı için fazla değinmek istemiyorum ama yeniden marjinal durumdan aktif bir duruma geçmek, köylülerimize maddi manevi destekte bulunmak sosyal etkinlikler düzenlemek için bütün üyelerimizin destekte bulunmalarını talep ediyoruz ki öğrencilerimize burs ve ihtiyaç sahibi köylülerimize destek olabilelim.
            Değerli Liveralılar, bu gün derneğin yönetimini yürüten bizler dahil geçmiş bütün yönetimler de halisane duygularla bu görevi ifa etmeye çalışmışlardır. Hizmet aşkıyla yapılan çalışmalarda başarı sağlanmış, benlik duygusu ile yapılmaya çalışılan faaliyetlerde bir sonuç vermemiştir.
            Bizim amacımız bütün köylülerimizi bu hizmet çatısı altında toplamak ve köyümüze, köylümüze biz şeyler vermeye çalışmaktır. Bu konuda bizlere gerekli desteği vereceğinize inanıyorum.
            Sevgi ve Saygılarımla

Yazan: Ali SARITAŞ (Asımoğlu)
15 Nisan 2013 01:20
ABDEST


Akabe bölgesinde bir pınar!

Suyundan alınır ve kenarda kılınır ilk namaz.

O gün Akabe iki kutlu misafiri ağırlamıştı. Peygamberi ağırlamıştı.

Peygamber dostu Cebrail, o ağır sözü Levh-i mahfuzdan alıp Resulullah’ın gönlüne taşıyan elçi.

Nebi’yi kucaklar İkra sedasıyla gecenin sessizliğine ses veren elçi.

Yine bir görev için nüzul etmişti semadan. Çünkü namaz farz kılınmıştı.

Âlemlere Rahmet olacak Resul’e ilk abdestti aldıracak ve ilk namazı kıldıracaktı.

Beraber o pınardan abdest alıp kenarda namaz kıldılar.

En kutlu abdest… En kutlu namaz!

Bu huzura peygamber hane-i saadetine koşmuştu.

Bunu mutlaka paylaşmalıydı. Can yoldaşı Hatice’siyle

Eşini alıp aynı pınarın başına giderler. Bu lütuf başka hangi pınara nasip olurdu?

Abdesti aldırıyor eşine İmam Muhammed Mustafa Cemaat Hatice tül Kübra.

Evet, abdest içten dışa yapılan bir temizlik. Duruyorlar namaza.

Abdestle yıkanan eller helal kazanç için yorulsun abdestle mesh edilen başta bütün kötü fikirler, düşünceler bağını kopararak akıl aklıselim olsun.

Abdestle yıkanan ayaklar sırattan geçercesine dikkatli yürüsün dünya yolculuğunda.

O gün büyük buluşmada kâinatın efendisi abdest organlarının ışıltısından tanışan kardeşlerini.

Gelin öyle bir abdest alalım ki temizlensin içimiz dışımız ve arkasından şahadet verelim.

Böylece açılsın sekiz cennet kapısı dilediğinden geçsin müminler içeri.

Cennete girecek mümin dışından daha temiz olmalı iç âlemi.

Kibirden hasetten inattan velhasıl cümle nefsanî hallerden arınıp temizlenmeli.

Öyle bir abdest almalı ki Zikrullah ile pürnur etmeli dil hanesini.

Dünya sevgisinden makamdan şöhret hırsından kurtulup cilalanmalı ve nihayetinde nazargah-ı ilahi olmalı müminin gönül evi.

Vesselam…

Yazan: Reyhan KUZU
11 Nisan 2013 01:00
CÜZ’İ İRADE

Kendisi küçük ama meyvesi büyük.
Allah (C.C.) insanın fiillerini iradesini hesaba katarak yaratmaktadır. Nasıl davranacağını önceden bildiğinden, yaratılarını ta baştan “Kader Kitabına “ yazmış bulunmaktadır.
Büyük bir sarayın aydınlatılması için önce elektrik şebekesinin kurulması gerekmektedir. Sonra da bütün avizelerin yanması için küçük bir şart olarak ta düğmeye dokunmak lazımdır. Düğmeye dokunulmadığı müddetçe mükemmel elektrik şebekesine rağmen o saray aydınlatılmayacaktır.
İşte iman adına meyilli olan insan kalp sarayındaki meşaleyi yakması için Allah’ın maişetiyle düğmeye dokunacak ve bütün lambaları yakacaktır.
Yani kul olan insan basit ve cüz-i bir müracaat ile hem dünyada hem ahirette sultan olabilir.
Cüz-i irade, külli iradeye nazaran basit ve adi bir şart hükmündedir ama doğurduğu netice büyüktür.
Mesela her gün yediğimiz bir lokma ekmekteki payımız ne kadardır? O lokmanın ana kaynağı olan toprağı var eden ve ekime müsait hale getiren kimdir? Toprağa atılan buğday tanesini yarıp ona çimlenme, başak vermek, ekmek olmak için nemi, havayı, güneşi, yağmuru, ısı ve ışığı yaratan kimdir? Hatta tanenin toprak altındaki macerasını, toprak ile içli dışlı olmasını, gübre ile tanışmasını tanzim eden kimdir? Sonra toprağı sürme, ekini alma, biçme, un haline getirip ekmek yapma ilmini güç ve kuvvetini bize kim verdi? Öğrenmek için aklı, beyni, düşünceyi, kas ve kemikleri bize hediye eden kim?
Lokmayı ağızda çiğnemek vücuda yararlı hale getirmek için gereken el, kol, dişler bir takım bezler, yemek borusu, mide kimin eseri? Kimin emri ile çalışıyor?
Hem, bizden habersiz acıkma ve doyma hissindeki irade ve kudretimizin payı ne?
Lokmanın kan, gıda ve hücrelere yapıtaşı oluşundaki karmaşık faaliyet kimin eseri? İşte bir lokma için zeminden asumana, soğuktan sıcağa, yağmurdan kara, güneşten diğer sistemlere kadar kâinat iş birliği yapıyor ve bu iş birliği dakik bir şekilde vücut mekanizması ile birleşip bütünlük kazanıyor. Evet, bize lütfedilen ve daha da lütfedilecek olan bunca nimeti acaba hangi ibadetimiz karşılayabilir. Bir günlük cüz-i ücret için 8 saat çalışıp yorucu mesai etmiyormuyuz? Oysa Allah her nimeti karşılıksız vermektedir.
Mesela bir çuval buğday için bin rekât emredilse insanlarda aç kalmamak için bu emri mecburen yerine getirirlerdi. Veya bir damla yağmur bir rekât karşılığında verilseydi milyarlarca rekât namaz kılmaktan başka elimizden ne gelirdi.
İşte sahip olduğumuz iradeyle perverde kılındığımız nimetler arasında herhangi bir tenasübün olmadığı anlaşıldı. Allah (C.C.) o küçücük irademizi cenneti kazanmaya basit bir sebep kıldı.
Ebediyen iman, azim ve sebatla “Lailahe İllallah “ dersiniz, Allah’ta cennetimi size vacip kıldım” karşılığında bulunur.
İşte,dilde kolay,mizanda ağır olan kelimeler. İşte cüz’i irademiz ve işte neticesi.

Yazan: Reyhan KUZU
21 Ocak 2013 00:00
Her sanatkâr eserinin kıymetiyle takdir edilir.

Nebatatta, hayvanatta ve tabiatta Rabbimiz, isim ve sıfatlarını sebepler adı altında teşhir ediyor. Kâinat ağacının şuurlu varlığı insana seyrettiriliyor, Kendiside insanların hayret ve hayranlıklarını seyrediyor.
Her kemal ve cemal sahibi, kendi kemal ve cemalini görmek, göstermek ister. Mesela insan kendi becerilerini ve sanatlarını galeri, fuar ve sergilerde teşhir eder.
Halbuki insandaki kemal ve cemal, mutlak kemal ve cemal sahibine göre en asgari seviyededir.
Dolayısıyla Kainatı yaratan kendi kemal ve cemalini göstermek için tabiatı bir teşhir salonu haline getirir ve insanın idraklerine sunar.
Bu idrak öyle olmalıdır ki insanın hemen takdis ve tespihi tercih edip ona yönelmesi lazım gelecektir.
Ancak kulluk ve ibadet şuuru olanlar tercihlerini bu istikamette doğru yönde kullanırlar.
Kaldı ki insanın hatta bütün varlığın yaradılış gayesi kulluktur.

Vesselam.
Yazan: Reyhan KUZU
4 Ocak 2013 00:00
RUH


Beynin ve bedenin kumandası,

Girdiği cisimde canlılık olur.

Çıktığında da cisim âdeme mahkûm olur,

Kokuşma başlar hücreler dağılır,

Demek ki ruh cevherdir.

Ruh, cesedin bütün fakültelerine,

Beynin bütün merkezlerine hâkimdir.

Kafa, kalp, zihin, akıl ve duyguları harekete geçirir.

Tıpkı bütün fişlerin takıldığı bir priz veya bir santraldir.

Fişlerden birinde bir arıza olursa, fişin bağlı olduğu organ devreden çıkar çalışmaz hale gelir.

Mesela sinir sistemi, fişlerinin ruh santralinden irtibatının koparılması felç gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olur.

Yüce yaratıcıdan gelen hastalıklar durumunda veya fizyolojik bozukluklar karşısında bedene hâkim olan ruh bu sefer mahkum olur.

Zaten o ruh, kendini var edip ayakta tutan Rab’bine dayanmadığı zaman, eli kolu bağlı bir esirdir.

Vesselam.

Yazan: Reyhan KUZU
19 Aralık 2012 21:00

SU DEĞİRMENLERİNİN HİKAYESİ

Bizim köydeki yerin kenarından Sumaha dağından gelen minnacık bir dere akar. Yazları çok narin aksa da kışın ve baharın kendine göre coşar. Kabına sığmaz ara sıra çevresine ufak tefek zararlar da verdiği olur.
Ne kadar küçük olsa da biz ona hep ırmak derdik. Irmağın kenarında oturup su sesinin şarıltısıyla yukarıları seyretmek insana başka bir keyif verirdi. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
6 Mart 2012 00:00

LİVERA’DAN  MEKTUP GELDİ

Geçen yıl Maçkalı Adnan Özdemir’in kız kardeşi Müjgan teyze beni aradı. Annemin teyzekızı olur. Kuzey Ekspres Gazetesinde yayımlanan ailemizin yaşam öyküsü ve anılarını içeren “Roma’dan Mektup Var” yazısını haber verdi, okumamı istedi. Sayın İlyas Karagöz’le tanışıklığım o gün başladı.
Yazısında, “Trabzon toprağında gözlerini dünyaya açan, köken, aile ve çevresinden ayrılıp uzaklarda, yabancı topraklarda gözlerini yuman bir insanın koparıldığı topraklardan, tanıdıklarından uzun yıllar sonra haber almasını, çocukluğunda tanıdığı insanları hatırlamasının ne kadar sevindirici aynı zamanda ne kadar üzücü olduğunun acı kaderini, dini, milli, siyasi duyguların etkisinden sıyrılıp insancıl duygularla düşünüp anladığını” dile getiriyordu. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Mine AKYÜZ
27 Ocak 2012 00:30

ASIL MESELE

Bu değerlendirme ve yorumlarım,40 küsür yıldır, takip ettiğim, gazete habarleri, degiler,kağıtlar, okuduğum kitaplar ve yaşadığım olaylardan kaynaklanan siyasi birikimim ile tahmini olarak hazırlanmıştır.Bu yazının her hangi bir belgesel ve bilimsel değeri yoktur. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
20 Ocak 2012 22:20

FARKLI FİKİRLERİN HAYATIMIZA KATTIĞI ZENGİNLİKLER

Her sabah yeni bir güne merhaba demek, nefes almak ne kadar güzeldir. Yeryüzünde ne kadar insan varsa, bir o kadar da farklılık vardır. Farklı fikirler bana göre zenginliktir. Hayatı ve insanları ciddiye almak, düşüncelerine değer vermek, ancak insana yakışan bir davranış biçimi olsa gerek.. Allah (cc) insanı, yarattıklarının en üstünü,  düşünen, akıllı birer varlık olarak yaratmıştır. Kainattaki bütün güzellikleri onun hizmetine sunmuştur. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Abdurrahman BAHADIR
20 Ocak 2012 01:20

AVRUPANIN ÇÖKEN { AB } EMPERYALİZMİ BİZİ ** ABLUKAYA ** ALMAYA ÇALIŞIYOR! NEDEN? AVRUPALI EMPERYALİSTLER:

Hem marksizmi, hem de sömürülerini devam ettirmeye çalışan Avrupalılar, çalışanlarına verdiklerini geri almaya çalışınca önce göçmen işçilerden başladılar. Başlamalılar. Çünkü; işçilerin tasfiye eylemini gerçekleştirebilmek için önce şovenizmi ve ırkçılığı devreye sokmak zorundadırlar. ** İşçileri ve ülkelerindeki farklı halkları ** bir şekilde bölmeden bu işi başaramazlar. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
3 Ocak 2012 00:00
YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİ VE ÜYELERİN ESERİ.
Seçimden önce aldığımız kararlar liste halinde seçmenlere sunulmuş, büyük beğeni toplamıştı.Yazlık Köyü Derneği tarihinde ilk kez seçime gitmiş olup,demokratik bir seçimden sonra taraflar birbirlerini tebrik etmiş ve salonda birlik havası esmişti. 
O günden bugüne ne değişti? 
Yeni yönetim olarak kararlaştırdığımız tarihte ilk toplantımızı yaptık. Derneğimizin bulunduğu maddi sıkıntıları aşmak için yönetim kurulu üyeleri olarak,herkesin gücü oranında ödeyebileceği meblalar belirledik.Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Rafet SARITAŞ
26 Aralık 2011 15:30
MAÇKA İLÇESİ KÖYLERE HİZMET GÖTÜRME BİRLİĞİ


Meryemana Vadisi’nde Alternatif Turizm Olanaklarının Araştırılarak Turizm Amaçlı Potansiyel Alan Kullanım Haritasının Oluşturulması Projesi

Maçka İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından hazırlanarak Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı Mali Destek Programları kapsamındasunulan Meryemana Vadisi’nde Alternatif Turizm Olanaklarının Araştırılarak Turizm Amaçlı Potansiyel Alan Kullanım Haritasının Oluşturulması projesi kabul edildi.
         Maçka için özellikle alternatif turizm faaliyetlerinin geliştirilmesinin gereği göz önüne alındığında, projenin, İlçemizin doğal ve kültürel kaynak değerlerinin belirlenerek alternatif turizm açısından potansiyelinin ortaya konulması, bölgemizde turizmin çeşitlendirilmesi, alternatif turizm modellerinin ve sürdürülebilir turizm altyapısının ortaya çıkarılarak bölgenin turistik cazibe merkezi haline getirilmesine katkıda bulunması hedefleniyor. Proje ile tarihi, doğal ve kültürel mirasın değerlendirilmesi, turizm faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi ve yaygınlaştırılması ve bölgeye gelen turist sayısını ve ortalama kalış süresinin arttırılması amaçlanmaktadır. Projede ortak olarak Yazlık Köyü Muhtarlığı ve Maçka Turizm-İktisadi Kalkınma ve Sosyal Atılım Derneği görev alırken; Altındere, Bakırcılar ve Coşandere Köyü Muhtarlıkları ile Maçka Belediyesi ve Trabzon İl Özel İdaresi proje iştirakçiliği rolünü üstlenmektedir.
      1 yıl sürecek olan projede KTÜ başta olmak üzere çeşitli üniversitelerden çok sayıda bilim insanı görev alacak olup, çeşitli turizm etkinliklerinin yapılacağı, yamaç paraşütü, dağ bisikleti, rafting alanları, trekking rotaları, ev pansiyonculuğunun geliştirilmesi, atlı doğa yürüyüşü, flora gözlemciliği gibi 20 ‘ye yakın alanda rota belirleme, planlama ve coğrafi bilgi sistemine ve GPS veri tabanına dayalı sayısallaştırılmış haritalama ve projelendirme yapılarak Turizm Amaçlı Potansiyel Alan Kullanım Haritasının hazırlanacaktır.
       Projenin çıktıları kamu kurum/kuruluşlarının, yerel yönetimlerin, yerli ve yabancı turistlerin, turizm seyahat acentelerinin, profesyonel turist rehberlerinin vs kullanımına sunulacak ve ilçemizde alternatif turizm alanında yapılacak yatırım ve faaliyetler için ihtiyaç duyulan teknolojik ve bilimsel veri altyapısı sağlanacak, bu sayede orta vadede Maçka’da alternatif turizm faaliyetleri ve yatırımlarının hızlı bir şekilde gelişmesi hedeflenmektedir.

Gönderen: Hayrettin KARAGÖZ
10 Aralık 2011 02:00

KÖY DERNEĞİ, MUHTARLIK VE TÜRKİYE’DEKİ İLETİŞİM PROBLEMLERİ ÜZERİNE

KURUM OLARAK, KÖY DERNEĞİ VE TÜRKİYE
Kurumların olmazsa olmaz işleyiş kurallarını daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Bir defa daha benim doğru bulduğum bu kuralları belirtme ve hatırlatma ihtiyacını duyuyorum. 1-Kurumların kuruluş amaçları tek ve net açıklanmalı, açıklanmayan işlevler kurum yönetimi tarafından yapılmamalıdır, 2-Kurumlar, içindeki asi ve devrimci-darbeci olmayan bütün farklılıkları barındırabilmelidir çünkü kuruma asi, devrimci-darbeci kişi ve guruplar (gurubun içinde barınıp aynı zamanda gurubun varlığını yok etmeyi  hedef aldıkları için ve bu guruplar gerektiğinde, kendileri yahut ta kendilerine bağladıkları gizli  oluşumlarla, zor kullanmayı yöntem olarak benimsedikleri için ve  onların, derneğin demokratik yapısını kullanarak güçlendikleri için, tespit edilen bu zararlı kişi ve guruplara dernek ve devlet içinde yaşama ve barınma hakkı tanınmamalıdır.)Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
3 Aralık 2011 00:10
KÖYLÜMÜZ ERKAN OCAKLI'YI SAYGIYLA ANIYORUZ

17 Kasım 2008 Pazartesi günü vefat eden Karadeniz’in türkü babası derneğimizin fahri başkanı Merhum Erkan OCAKLI’nın ölüm yıldönümünde kendisini rahmet ve saygıyla anıyor vefat etmeden önce 8 Mayıs 2008 tarihinde sitemize göndermiş olduğu yazıyı tekrardan paylaşıyoruz.

Trabzon Maçka Yazlık Köyü(Livera); 
 
     
        Erkan OCAKLI'nın sanatına basamak olan, aşkının bulunduğu köy... Orada gençlik aşkımı buldum. Sonra plaklarıma konu olan bu aşkla halkımın gönlünde unutulmayan bir yer işgal etmiş oldum. Livera hayatımda unutamayacağım hatıralarla dolu. O kadar güzel bir köydür ki Allah söyletti bana. İlk türkümün ilk sözü: ''Maçka'nın güzel köyü / Adına yazlık derler / Kızları çok güzeldir / İnsanı çok severler'' demiştim. Sonra yaşamım İstanbul'da devam ederken öğreniyorum ki Trabzon Maçka Yazlık Köyü(Livera) köyler içinde birinci seçilmiş. Ne kadar da gurur verici...

      Komşularımızla karşılıksız sevgiyle birbirimize bağlıydık. Evlerimizin kapıları kapanmazdı. Gençler üniversitede okurken yazın tatili iple çekerdi. Neden? Çünkü köyde ırgatlıklar başlardı ve bunun başını da ben çekerdim. Adamın haberi olmazdı, ben gençlerle bir olup o evin o yaz topladığı gerek mısırını veya fındığını ayıklardık; çünkü ayıklama sonunda horon teperdik. Bu horunun bir özelliği vardı: Sevenler birbirinin parmağını tutmak isterdi. Onları da ben birleştirirdim. Yorulup bırakanlar olurdu; ama sevdalılar asla!!!

       Bunlar, aşklar, arkadaşlıklar hep dürüst olurdu. Asla hile karışmazdı. Hakiki aşklar bunlardı. İşte Yazlık Köyü! Belli bir hatıramı bu köşede sizlerle paylaştım. Daha yazmaya kalksam sayfalar yetmez. Son bir dörtlükle veda ediyorum.
 
       
       Yaz gelende köyüme
       Dolsun uşaklar dolsun
       Bütün sevenlerime
       Benden selamlar olsun.

         Erkan OCAKLI Resimleri

Yazan:Erkan OCAKLI
17 Kasım 2011 14:00

ERKAN OCAKLI’YI ARAMIZDAN AYRILIŞININ ÜÇÜNCÜ YILDÖNÜMÜNDE SEVGİYLE, SAYGIYLA, ÖZLEMLE ANDIK.


Köyümüzün en büyük değerlerinden, Karadeniz müziğinin kilometre taşlarından Erkan OCAKLI ölümünün 3. yılında, Tempo TV de Ali SARITAŞ’ın hazırlayıp Abdurrahman YAZICI’nın sunumuyla gerçekleştirilen bir programla anıldı. Yazının devamı için tıklayınız

Haber: Ali SARITAŞ
18 Kasım 2011 00:00

SADECE KONUŞUYORUZ!!!

Uyuşuk bir şekilde yataktan kalkıyorum. Suyu yüzüme çarptıkça rahatlayıp kendime geliyorum. Sürünerek mutfağa gidiyorum.  Kahvaltı yapmaya çalışıyorum. Bu sabah lokmalar boğazımda düğümleniyor.
Durağa doğru giderken neden böyle olduğumu düşünüyorum. Her gün teröre kurban veriyoruz. Gencecik insanlarımız yaşamlarının baharında toprağa düşüyorlar. Mutluluklarıyla, sevinçleriyle, hayalleriyle, umutlarıyla birer candılar. İnsandılar… Bekardılar, nişanlıydılar, evliydiler… Kimileri babaydı. Kimileri hazırlığındaydı.  Ve onlar için çok şeyler yarım kaldı. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Abdurrahman BAHADIR
21 Ekim 2011 01:00

GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA SOSYALDEMOKRAT POLİTİKALARIN YERİ VE ZEMİNİ

Günmüz Dünyasını Tanıyalım
Üretim aşamalarını incelediğimizde,her hangi bir ham maddenin kullanılabilir madde, mamül madde {meta} haline getirilebilmesi {üretilebilmesi} için;
                     1-İş yerleri ve sahipleri olarak; şirketleşmişfabrikalar veya tarlalar {kapitalist çiftlikler}(iş yerleri) ve bunların sahipleri (iş verenler-girişimciler),sermaye sahipleri,aile üretimi yapan şirketleşememiş köylüler, çobanlar, tamirciler, terzi veya berber gibi bireysel üretim yapan üreticiler, vs.vs.ölduğunu görüyoruz.
                     2-Ham madde, ham maddeleri satın alabilecek sermaye ve bankacılık sermayeleri, Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
19 Ekim 2011 01:00
Sayın Fuat MEYDAN’dan  Livera Sevdalılarına!  Arada Bir


Merhabalar,  Öncelikle Gurbetle sılayı buluşturan, Yazlık Köyünüzü tanıtan  web sayfanız için sizleri kutlarım.

Trabzon Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneği olarak  dernek amaçlarımız doğrultusunda hafta sonları düzenlediğimiz günübirlik gezilerden birini de 13.02.2011 tarihinde Maçka’mızın şirin köylerinden biri olan Yazlık (livera) köyüne yapmış bulunuyoruz,

Bu gezi ve incelememiz sonucu amatörce kaleme almaya çalıştığım, içeriği  aşağıdaki linkte bulunan bu gezi notunu biraz geçte olsa sizlerle paylaşmayı düşündüm. İlginize sunulur.

Selam ve Saygılarla.

http://meydanfuat.blogcu.com/macka-yazlik-livera-koyu-gezisi-23/9969629

Fuat Meydan
meydanf@gmail.com

 
19 Ekim 2011 00:30

LİVERA TARİHİNDEKİ ELDE BULUNAN VERİLER VE YORUMLARI

1-Livera şehrinin ilk yerleşime açılması tam olarak bilinmemekle birlikte, batıda bulunan iki kalenin işlevi, şehri korumaya ve haberleşmeye yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu kalelerle koruma, kollama ve haberleşme yapılıyorsa asker özellikleri olan bir birimin zamanının şartlarına göre donatılmış Liveraya özgü bir ordunun var olduğunu söyleyebiliriz. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
27 Eylül 2011 01:00

YAZMAK İSTEYENLERE İP UÇLARI

Yazmak korkulduğu kadar zor değildir. Eğer arkadaşlarınızla konuşuyorsanız ki konuşuyorsunuzdur. Yazmak, işte o konuştuklarınızı kağıt üzerine aktarmaktır. Yazarken önemli bir avantajınız da var. 1-Konuşurken ağızınızdan aniden veya isteğinizle çıkan istenmeyen sözleri silip isteneni yazabilirsiniz. 2-Konuşurken kurduğunuz abuk sabuk cümleler, yazarken düzeltebilirsiniz. 3-Kaynak göstereceğinizde araştırıp yanlış yapmama imkanınız olur. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
3 Ağustos 2011 00:30

TBMM'Yİ BOYKOTLARI ÜZERİNE

Bilindği gibi 12 haziran seçimleri kusursuzca yapılmış ve yurttaşlar meclisi istedikleri gibi yapılandırmışlardır.Kimi aklı evvelerin boykotlarından görünen o ki;meclis çoğunluğuna ve  mahkemelere vesayet uygulamak isterler.Toplamda %30 muhalefet %63 çoğunluğu yok sayarak cebir ve şiddetle bir şeylerin peşindedirler. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
12 Temmuz 2011 00:00
 

NAZLI’DAN MEKTUP VAR

Sevgili Nazlı genç bir mühendis (elektrik-elektronik mühendisi) kızımız. Hemşerimiz. Memleketten uzaklarda, Trakya’da görev yapıyor. İki gün once bir mail gönderdi. Diyarbakır’da, 1979 yılında, ilk göreve başladığım günlerdeki mektuplarımı hatırladım. Duygulandım.  Yazdıklarını sizinle paylaşmak istedim. Nazlı’yı aradım, izin aldım. (Bundan sonrası için de, fırsat buldukça, bize yazmaya söz verdi.) Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Nazlı BOSTAN
3 Haziran 2011 01:30
 

KIRIM - YALTA İZLENİMLERİ

Çocukluğumda, Karadeniz’e bakar, denizin ötesinde, karşı yakada acaba kimler yaşar diye, hep merak ederdim. 2008 Haziranında sorularımın yanıtını buldum. Ukrayna adında bir ülkenin Kırım bölgesi varmış. Ukrayna, 603 700 km² yüzölçümlü, 46 milyon nüfuslu bir ülke olup, başkenti Kiev’dir. Karadeniz Havzasında komşu sayılabilecek, sanayi altyapısı olan, tarımda büyük miktarda üretim ve ihracat yapan bir ülke. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: İlkay TÜRK
7 Nisan 2011 01:30
BARIŞ MANÇO VE CEM KARACA’YLA SAĞCILIK-SOLCULUK
1970’li yılları iyi hatırlayanlardanım. O zamanlardaki siyasi bölünüş, sanata da yansımıştı. Cem Karaca solcuların; Barış Manço ise sağ görüşlülerin sanatçısıydı. Hayranları, onların saç sakal ve kıyafetlerinden etkilenirlerdi. Şarkılarından ise hakeza.
***
Cem Karaca’nın bayan vokalisti olduğunu hiç hatırlamıyorum. Şarkıları her zaman mesajlarla doluydu. Fötr şapkası ve bıyıkları kimliği sayılırdı. Rakıya olan düşkünlüğü eserlerine de yansımıştı. Yani tam bir solcu gibi olmalıydı. Bunu kendisi mi yoksa hayranları mı istiyordu? Doğrusu ben de bilmiyorum. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Dursun BULUT
11 Mart 2011 02:00
Yazlık Köyüne Selam
Bu gün Yazlık köyünü gezdim web sitesinde... Şırıl şırıl akan berrak sularını gördüm.. Sanki derelerden, taşların arasından değil de gönül pınarımdan akıyordu o sular. Bakayım başka ne güzellikleri var diye..
Ben de köylüyüm. Köy deyince hep duygulanırım. İnsanları temizdir, iyidir köylünün, suları aktır, berraktır, kuzuları, koyunları kırlarda meleşir, dağları yeşil, gökyüzü bulutlu olur.  Yamaçlarında hayvanlar otlar, ağaçlarında kuşlar ötüşür.
İnsanı çeker işte köyün temiz havası, insanların samimi ve güven veren davranışları. Küçük, şirin, evleri ile bir başkadır köylerimiz. Yazlık köyü de işte bir başka köylerimizden bir köy… Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Necmi AKGÜL
3 Mart 2011 01:00

İNSAN  VE  TOPLUM  HAYATINDAİSLAMIN, SOSYOLOJİNİN  VE  FELSEFENİN  KONUŞLANMASI GEREKEN YERLER

Bilindiği gibi dinimiz İslamın esası  6666 ayetten oluşmuştur. Bu ayetlarin tamamına KURANI KERİM denir. Kurandaki bir harfi  değiştirmek bile mümkün değildir. Kuranın aslı ARAPÇA OLANIDIR. Her türlü mealler Kuranın aslına yakındır, ancak hiç bir zaman arapça Kuranın yerine konamazlar. Kuran vahiydir, yani Yüce ALLAHIN kelamıdır. 6666 ayetin hiçbiri tartışmaya açık değildir. Müslümanlar Kuranı kutsal-tabu olarak kabul edip olduğu gibi  inanırlar. Müslümanların inançlarında terettütlere, acabalara veya her hangi bir inanç bulanıklığına yer yoktur. İMAN ETMEK YÜCE ALLAHA  TAM BİR TESLİMİYETİ GEREKTİRİR. Kuran, felsefe veya sosyoloji de değildir. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Murteza BAŞLAR
17 Şubat 2011 00:00
FOTOĞRAFÇILIK ÜZERİNE
Sanatsal anlamda yapılan her bir üretim, üreten kişinin ruhuna tuttuğu aynadan karşı tarafa yansıyan güzellikler bütünüdür. Fotoğrafçılığı bir ilgi alanı olarak benimseyip zaman ayırırken, harcanan emeğin bilinçli bir üretime dönüştürülmesinin önemi ve gereği ihmal edilmemelidir.

Fotoğrafçılığa ilgi duyduğum 90’lı yılların başında, yaşadığımız kentin coğrafi konumu, sosyo-ekonomik gündeminde Rus Pazarı olgusunu ağırlamaktaydı. İşte o yılların gündemindeki Zenith-Kiev vb. manuel fotoğraf makineleri, slayt makineleri ve türlü türlü aksesuarları, gençlik yıllarımızın ilk fotoğrafçılık ilgisini ekonomik kılan bir fırsattı. Çekilen fotoğraflar ya baskı olarak sergilenebilir ya da slayt olarak perdede izleyicilere sunulabilirdi. Slayt (pozitif fotoğraf) olarak çekilen fotoğrafın, herhangi bir rötuşe, baskıda düzeltmeye girebilme olasılığının bulunmaması, teknik olarak kusursuz çekilmesini gerektirmekteydi. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Güllü BÜYÜKBİNGÖL
1 Şubat 2011 02:15
AİLE HEKİMLİĞİ

Aile Hekimliği Sistemi, ülkemizde ilk olarak 2005 yılında Düzce ilinde başlamış, 2010 yılı sonu itibariyle, İstanbul dahil tüm illerimizde hayata geçirilmiştir. Bu sistemde, 1 hekim ve 1 yardımcı sağlık personelinden  (genellikle ebe veya hemşire) oluşan “Aile Sağlığı Birimine”  yaklaşık 3500 nüfus bağlanmıştır. Aile Sağlığı Birimi, kendisine bağlı nüfusa, tüm 1.Basamak Sağlık Hizmetlerini (Koruyucu), kısmen de 2.Basamak Sağlık Hizmetlerini (Tedavi Edici) vermekle yükümlüdür. 1.Basamak Sağlık Hizmetleri, “Koruyucu Sağlık Hizmetleri” olarak da adlandırılan aşılama, çevre sağlığı, bebek-çocuk izlemi, gebe ve loğusa takibi, obezite (şişmanlık) takibi, sağlık eğitimleri vb. kapsamaktadır. 2.Basamak (Tedavi Edici) Sağlık Hizmetleri ise laboratuvar Ultrasonografi gibi tetkikler ile ilaç tedavilerini kapsamaktadır. Aile Hekimleri bu hizmetleri, “Aile Sağlığı Merkezi” adı verilen uygun mekanlarda vermelidirler. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Osman ALTINKAYNAK
1 Şubat 2011 02:00

YAŞAM  SÜRECİNDE  ÇOCUKLAR  VE  EBEVEYİNLER

Çocuklar, bütün canlılar gibi  ruhsal  ve davranışlar yönünden  doğarken tertemiz doğarlar. Hatta  İslam dini  çocukları reşit olana kadar  günahlardan sorumsuz kabul eder. Biz ebeveyinler , tabiat olayları, basın-yayın, geleneklerimiz, kültürel mirasımız, dinler gibi   çevresel etkilerle  çocuklarımıza  doğru davranışlar  öğretmeye çalışırken, çeşitli ön yargılarımızla, problemleri çözmedeki  eksiklerimizle  belki çaresizliklerimizle  çocuklarımıza  hep beraber, kötü davranışları da öğreten biz ebeveyinleriz. Yazının devamı için tıklayınız.

Yazan: Murteza BAŞLAR
25 Ocak 2011 02:00

GİZLİ EĞİTİM

İnsanlık var olalı günün şartlarına göre; savaşlardan, toplumsal hadiselerden, doğa olaylarından ve aile içerisinde yaşananlardan yani birçok yoldan farkında olmadan olumlu ya da olumsuz olarak eğitilmiştir.
***
Yaşadığımız son yüzyıllarda gizli eğitim psikolojik savaş olarak da kullanılmış. Toplumlara bu şekilde yön vermeye çalışmışlar. Bunun için medya, müzik, moda, sokaklar, vitrinler ve her türlü sanatsal faaliyetler ve siyasal çalkantılar birer araç olarak kullanılmıştır. Yazının devamı için tıklayınız.

Yazan: Dursun BULUT
25 Ocak 2011 01:30

NEDEN  UĞRAŞIYORUZ? SIKINTILARIMIZIN  NEDENLERİ  NELERDİR?
BÜTÜN BUNLARA  DEĞER Mİ?

Herkesin bildiği gibi  köyümüzde 40- 50 yıldan beri  çeşitli dernekler kulmuş olup, bunların bir kısmı  kalıcı işler yaptığı için  hala  eserleriyle  yaşamaktadırlar. Diğer bir kısmı da geçmiş zaman içerisinde o şartların gereği olarak kurulmuş olup,  kuruluş şartları ortadan kalkınca dernekler de yok olmuştur. Örneğin Yazlık Köyü Yol Yaptırma ve  Güzelleştirme  Derneğinin kendisi yoktur amma eserleriyle  yaşamaktadır. Köyün bir çok yolu babalarımız tarafından  o  dernekte örgütlenilerek  başarılmıştır..Diğer ideolojik  temel üzerine kurulan  teşkilatlar  yok olmuştur.  Demek ki bir ihtiyacı karşılamak için kurulan dernekler  kalıcı işler yaptığı için  kendileri veya eserleriyle süreklilik gösterebiliyorlar. Yazının devamı için tıklayınız.

Yazan: Murteza BAŞLAR
9 Ocak 2011 00:00

DOĞADA VE TOPLUMDA, FİZİKSEL, BEDENSEL,RUHSAL,DÜŞÜNSEL YANİ BÜTÜN YÖNLERİMİZLE BİRBİRİMİZDEN    FARKLIYIZ!

Dünyaki gelmiş geçmiş dinler ve bilim alanları, bu gerçeği kabul etmiştir. O halde, insanlar olarak birlikte yaşamak zorunda olduğumuz gerçeğini gördüğümüzde,nasıl olacak ta huzur içerisinde, birlikte üreterek ve tüketerek, yaşamayı becereceğiz? Demekki birlikte yaşamanın önceden belirlenmiş kuralları olması gerekir.Bu kurallara demokrasinin asgari kuralları deyebiliriz. Bana göre,hepinizin de bilebileceği gibi,huzur içerisinde yaşamak istiyorsak: 1-  Milli bütünlük içerisindeki farklılıklarımızı yok etmeye ve yok saymaya çalışmayacağız.Aksi halde yaşadığımız  toplumun dengesini kendi elimizle bozarız. 2- Eğer bir dernek veya başka bir teşkilat içerisindeysek,aldığımız veya alacak olduğumuz kararları üyelerimizle zamanında paylaşmalı,tartışmalı ve istişarelerde bulunmalıyız. Yazının devamı için tıklayınız.

YAZAN: Murteza BAŞLAR

 
26 Ağustos 2010 12:00
ÇOCUKLARINA ADANMIŞ BİR ÖMÜR: BAKİYE SARITAŞ

Geçim derdi, insanları doğup büyüdüğü topraklardan koparıp alır başka diyarlara savurur. Yeni bir hayat şekillenir. Gurbet ve sıla, bu yeni başlangıcın birbirinden uzak mekanlarıdır. Hem gurbette, hem de memlekette ayrı ayrı büyütülen hasretlerin öncülük ettiği yaşamlar, çoğunlukla zor koşullar altında sürdürülür. Bu ağır hayatın en büyük yükünü, hiç kuşkusuz, anneler çekmektedir. Bakiye SARITAŞ, o annelerden biriydi...
 
Of'tan Liveraya göçen Osman ve Şerife (ÖZKAN) çiftinin dördüncü çocuğu olarak, 1937 yılında Livera'da dünyaya geldi. Okul çağına ulaştığında köyde henüz ilkokul açılmamıştı. Maçka’ya gidip gelmek de, o dönemlerde bir kız çocuğu için pek mümkün değildi.. Kaldı ki ekonomik koşullar erkek çocukların bile eğitimine imkan tanımıyordu.  Genç kızlığa adım attığında, dönemin yaygın adetlerinden olan erken yaşta evlenmek, O’nun da kaderine yazılmıştı.. On beş yaşında Rafet SARITAŞ’la evlendi. Yazının devamı için tıklayınız.

Yazan: Abdurrahman BAHADIR
6 Ağustos 2010 01:00
HAYDAN GELEN HUYA GİDER

Murteza hocanın yazdığı YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİ VE DERNEKÇİLİK ÇALIŞMASI yazısında deyim olarak kullandığı HAYDAN GELEN HUYA GİDER sözünü kendisiyle yaptığım görüşmemde karşılıklı olarak tartıştık. Tartışmamızın sonucunda bu konuyu Yazlık köyü sitesinde paylaşmamı kendisi istemiştir. Bundan da anlaşılıyor ki Murteza hoca birçok şeyi aşmıştır. Konuya eleştirilmek olarak değil de, doğrunun peşinde olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Eleştirilmeyi her nefis kabullenmek istemez. Onun için kendisine teşekkür ederek konuya başlamak istiyorum. Yazının devamı için tıklayınız.

Yazan: Dursun BULUT
28 Haziran 2010 01:00

İYİKİ VARSIN İLYAS KARAGÖZ

İlyas amcanın Liverada yaşayan sülaleler araştırmasından önce, göç eden-ettirilen Hıristiyan komşuların Rum olduklarını sanıyordum. Halbuki Türkmen asıllı imişler. Bu Türkmenlerin dilleri Rumca dinleri Hıristiyan idi. Bu tarihi gerçeklikten yola çıkarak kendimin de kesin olarak Türk asıllı olduğumu öğrendim. Çok mu önemlidir? Hayır. Çok önemli değildir.Vecoğlu Mustafa dedem ister rum olsun ister türk{mekanı cennet olsun} ,ben çocuk yaşta iken öldü.Sadece bir kere gece geç vakitlerde, yatak kavgasından insanları bıktırmış olmalıyımki o mubarek gugar elleriyle başıma hızlıca vurdu.Bundan başka ne azarını işittim nede başka bir kötülüğünü gördüm.Dedemin ana dili rumca idi.Erişkin olduktan sonra,zaman zaman baba tarafımın rum asıllı olduğunu düşünmüşümdür.Ana tarafımın Adana,Hatay tarafından gelme türkmen boylarından{fettah oğullarından}olduğunu öğrenmiştim.{kaynak dayımın oğlu Ziya Canerin araştırmaları} Yazının devamı için tıklayınız.

YAZAN: Murteza BAŞLAR

 
22 Mayıs 2010 02:30

ATATÜRKÇÜYÜM AMMA; İNÖNÜCÜ DEĞİLİM

Atatürkçü düşünce sistemini doğru yorumlayabilmek için, önce atatürkün tbmmsi başkanı ve devlet başkanı iken icraatlarına bir göz atmak gerekir.
A-Atatürk, istiklal marşımızı TBMM si kabul ettiği sırada mecliste tam bir hakimiyeti vardı.TBMMsi istiklal marşımızı oybirliği ile kabul etmiştir.İstiklal marşımızın açıklamasında :

a-8. mısrada{hakkıdır,Hakka tapan milletimin istiklal!} milletin hakka taptığından bahsediliyor.
b-14. mısrada {benim iman dolu göğsüm gibi serhaddimvar.} derken ,hem allaha olan imandan,hemde kurtuluşa olan inançtan bahsediliyor. Yazının devamı için tıklayınız.

YAZAN: Murteza BAŞLAR

 
30 Nisan 2010 02:30
LİVERA'DA KALANDAR BÖYLE KUTLANIR LİVERA' DA KALANDAR
Latince de “calendea” şeklinde geçen bu sözcük ayın ilk günü anlamında olup hesap tutulan defter ve batı dillerinde “calender” şeklinde yazılıp ve takvim anlamına gelmektedir. Halk kültürümüz arasında ise Kalandaris veya Kalandar olarak bilinir ve Ocak ayının diğer adıdır.
Kalandar gecesi yani yeni yılın ilk gecesi Rum-i takvime göre Ocak ayının 1’ine tekabül etmektedir. Bizim esas aldığımız Miladi Takvim kapsamında ise 13 Ocağı 14 Ocağa bağlayan geceye denk gelir. Bu gecede köyümüzde yeni yıl kutlamaları yapılır. Köyün gençleri yüzlerini maniya (MANEYA)(Kazanın altında yanan ateşin dumanından oluşan madde) ile boyarlar, tanınmayacak şekilde kostüm giyerler ve Karakoncolos ( Orman, dağ, yaban adamı) kılığına bürünürler.  Köyde kapı kapı dolaşarak çeşitli hediyeler alırlar. Yazının devamı için tıklayınız.
Yazan: Hayrettin KARAGÖZ
17 Şubat 2010 02:00

AYŞE KARAGÖZ' ÜN KÖY OKULUMUZ İLE İLGİLİ YAZISI


OKULUMU ÖZLEYECEĞİM

Orda bir köy var uzakta.Köyüm artık ıssız,yorgun ,çaresiz ve üzgün.Neden mi?Çünkü yollarında cıvıl cıvıl minikler olmayacak,gönderinde dalgalanan bayrağı olmayacak,göklere yükselen andımız ve istiklal marşı sesleri duyulmayacak.Bu köyün suçu ne?Bunu hiç mi hiç hak etmediğini düşünüyorum.Çünkü yarım asırdan çok kimler yetiştirmediki...Memurundan dr.ve prof.na kadar.Şimdi ne oldu ki?Suçu sıralarda az öğrenci olmak mı?Unutmayın az öğrenci birebir eğitimdir.Halk yanıltılıyor.''Şehirde okuyan daha iyi şartlarda okurmuş.''Ben bu fikre katılmıyorum.Soruyorum 20-30 öğrenciyle mi yoksa 40-50 öğrenciylemi daha başarı sağlanır.Az mevcudu olan sınıf öğrencilerinin her saat söz hakkı alma şansı vardır.Sosyal faaliyetlerde bulunma şansı vardır.Kalabalık sınıflarda bu hak haftaya bazende aya düşer.Bu çocuklarımız sabah uykularını feda edecek,tenefüslerde oyun oynama haklarını kaybedecek.Çünkü 10-15 dakika zaman diliminde kalabalıktan çocuk ancak sınıfın dışına çıkabilir.Ben ilkokulda tenefüslerde oynadığımız oyunları düşünüyor ve haz duyuyorum. Kalabalık ve ikili öğretim gören okullarda okuyan öğrenciler bu hazzı duyuyor mu?

Bu okul neden yıllarca kapatılmaya çalışılmış.Sağ olsun muhtarımız ancak 3 yıl direnebilmiş.Muhtarımızı çalışmalarından ötürü kutlarım.Okul, bulunduğu yere canlılık getirir,kültür getirir.Maalesef uğraş sonunda köyümüz ve köyde yaşayanlar bundan mahrum bırakılacaklar.Bundan dolayı çok üzgün olduğumu belirtmek istiyorum.

Türkiyenin kaderi bu maalesef.Sınıflar tam dolu olacak.Toplu taşıma araçları ,hastahaneler vs. gibi kuruluşlar çok kalabalık olacak.Çünkü halk hep eziyet çekecek.Dışarı işi için sabah erken evinden çıkan kişi,akşam ezanla evine girmeli.Neden halkımız yaşamak için bukadar zulüm ve eziyet çekiyor.Bu böyle geldi ve böyle gidecek.

70'li yıllarda köyümüzde iki okul vardı.Bu okullar ayakta tutulmadı ve ikisinede son verildi.Birinin taşı bile kalmadı.İlim-bilim yuvası nasıl bu duruma düşebilir.Yetkililer nerde sizin çabanız nerde gayretiniz?bana bu konuda tepki verecek olacaktır ama hiçbirini kabul etmiyorum.İlgililerin geri dönüş yapmasını diliyorum.

Saygılarımla...

EMEKLİ ÖĞRETMEN AYŞE KARAGÖZ

 
12 Şubat 2010 01:30
İsmail KÖSE YAZLIK KÖYÜ İLE BAĞLANTILI ANTİK TİCARET YOLLARI
Trabzon ile Gümüşhane arasında, Karadeniz’deki en yüksek zirve olan Kaçkar-Verçenik dağ silsilesinin devamı olan Zigana ve Soğanlı dağları bulunur. Zigana dağları aynı zamanda MÖ. 4. yy’da Onbinlerin dönüş yolunda kullandığı güzergahtır. Onbinler, Zigana zirvelerinden geçerken Karadeniz’i görmüşler ve zorlu bir yolculuktan sonra Trabzon’a varabilmişlerdi. Kuzey yamaçlarda hala Onbinlerin bakiyesi yığma taşlar mevcuttur. Zigana dağlarının hemen güneyinde Soğanlı dağları yer alır ve her iki dağ silsilesinin kuzey ve güneyi çok yoğun olarak yerleşim almış, pek çok manastır, kilise ve şapelin inşa edildiği bölgelerdir. 1800 metre irtifaya kadar yaz kış konaklanan köy yerleşimleri ve 1800 metre irtifadan sonra sadece yaz aylarında yarı göçebe olarak çıkılan yayla yerleşimleri bu iki dağ silsilesinin her iki yanında çokça mevcuttur. Yazının devamı için tıklayınız.
10 Şubat 2010 02:30
 
 
TÜRKİYE
 
 
LİVERA FM
 
 
SİTE YÖNETİMİ
 
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Livera Forum
Web Hizmetleri
Site Yönetim Duyurular
Admin
DJ Girişi
 
YAZLIK KÖYÜ
 
Köy Muhtarı
Livera Haberler
Düğün Haberleri
Ölüm Haberleri
Livera Tel. Rehberi
Medyada Livera
Livera Spor
 
YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİ
     
 
Başkan
Dernek Yönetim Kurulu
Eski Yönetim
Dernek Üyelik Formu
Dernek Üyeleri
Dernek Duyuruları
 
FOTOĞRAF & VİDEO
 
Fotoğraflar
Videolar
 
 
SİZLERDEN GELENLER
Fotoğraflar
Videolar
Yazılar
 
LİVERA YAZILARI
 
KÖŞE YAZILARI
...
Bize Her Yer Trabzon
Arada Bir
Anılar
Şiirler
Konuk Yazarlar
 
SPONSORLARIMIZ
 
.
 
 
 
.
 
.
 
 
©2006 YAZLIK KÖYÜ Sitesinin tüm hakları saklıdır.
Design by m.uzun