HER SAYFA YENİLENMESİNDE BAŞLIK LOGOSU DEĞİŞMEKTEDİR.
Yazlık Köyü (Livera) >>>
MURTEZA BAŞLAR
 


SU DEĞİRMENLERİNİN HİKAYESİ

Murteza BAŞLAR

Bizim köydeki yerin kenarından Sumaha dağından gelen minnacık bir dere akar. Yazları çok narin aksa da kışın ve baharın kendine göre coşar. Kabına sığmaz ara sıra çevresine ufak tefek zararlar da verdiği olur.
Ne kadar küçük olsa da biz ona hep ırmak derdik. Irmağın kenarında oturup su sesinin şarıltısıyla yukarıları seyretmek insana başka bir keyif verirdi.
İşte bizim ırmak Mehmet Çavuşun Yakubun yerinden geçince Çoruklu Süleyman Dayının yerine ulaşır. Orada Süleyman dayı arazinin konumu uygun olduğundandır her halde üç tane değirmen yaptı. Çooook uzun zaman herkes mısırını orada öğütür un ve ekmek yapardı.
Orası komşularımızın önemli bir yaşam alanı idi. Ortaokuldan gelirken geç kaldığım da Rahmanı eve uğurladıktan sonra biraz korkardım da. Karanlık olurdu oralar. Bildiğim duaların çoğunu okur Allaha sığınırdım. Bir şey de olmazdı ama ben her keresinde korkardım. Dört sene her kısa kış akşamları.
Bazan Süleyman dayıyı görünce hızlanıp ona yaklaşır tehlikeyi atlatırdım.
Şimdi teknoloji ve göreceli refah değirmenleri öldürdü. Zaman da beni götürdü. O zamanlar yukarıya doğru koştuğum yerlerde şimdi yürüyemem bile.
Benim burada asıl maksadım nostaljiden başka bir şey. Şimdi orayı yazacağım da konu su değirmeni olunca Süleyman Dayıyı ve ortaokul yıllarını hatırlamamak biraz edepsizlik olur diye düşündüm.
Bu günlerde ERGENEKON dedikleri yapıyı irdelemek için bizim değirmenler aklıma geldi.
Yukardan gelen su arka alındıktan sonra depoya dolar, deponun alt ucunda çok küçük bir delik deliğin ucunda da bir tıkaç var. Bu tıkaç açıldığında su tazyikle en alttaki çarka çarpmasıyla, çarka sıkı sıkıya bağlı olan değirmenin üst taşını çevirir. Üst taş dönünce ortasından akan mısırlar iki taşın arasında ezilir un olur. Taşların arasından süzülen un önce öndeki depoda toplanır oradan da çuvallanarak evlere taşınırdı. Arada komşuların sohbetleri ve geyikleri de kendi hikayeleri de zaman içerisinde akar gider.
Kısaca su değirmeninin hikayesi böyledir.
Bizim ERGENEKON da tam olarak buna benziyor. Su yukarıdan gelirken depoya sıkışıp çarkı çevireceğinden, çark da döndükçe üstteki taşı çevireceğinden, taşlarında birbirlerinin arasındaki yiv-setlerle ve birbirine sürtünmesiyle hem mısır tanesini ezip un yapmasından hem de kendilerini aşındırdığından haberleri yoktur.
Değirmenin taşlarını ORDUYA VE İSTİHBARAT birimlerine benzetirsek bu taşlara yiv-set yapan da onları konuşlandıran da diğer mekanizmalara bağlayan da değirmencidir.
Dünyanın sosyolojideki şeytani değirmencisi LENİN ve STALİNDİR. Türkiye’deki yardakçıları da İSMET PAŞA ve taraftarlarıdır.
Dünya sosyolojisine yapılan, bu şeytani yanlış aşı, dünyada bittiği halde bizde bir türlü bitirilemiyor.
Biz davayı 1925 yılında TERAKKİPERVER (ilerici) CUMHURİYET PARTİSİNİN kapatılmasıyla kaybetmeye başladık,1944 Yılında MARAŞAL FEVZİ ÇAKMAK'ın genelkurmay başkanlığından emekliye ayrılmasıyla kaybettik. Bunu kabul etmek lazım.
Değirmenin bir birlerine bağlı bütün mekanizmalarını sıkıştırılan suyun tazyikidir. Bu tazyikle çalışmaya başlayan mekanizma sonuçta un meydana getirir.
Bu mekanizmayı bilen sadece onu kuran değirmencidir. Yani illegal şartlarda bir birlerinden haberi olmayan, ayrı-ayrı aletleri birleştirip değirmen denen kompleksi yapan değirmencidir.
Bu mekanizmada her alet kendi işini yaptığında mısır una dönüşür. Türkiye’deki devlet kurumları da öyle idi. Her kişi veya kurum kendilerine biçilen görevi yapınca sistem bütün olarak zülüm ve baskı üretecek biçimde konuşlandırılmıştı.
ERGENENEKON mekanizmasını çözebilmek içinde değirmencisini veya varislerini bulmak lazım gelir.
Sistemi kuran olarak, en iyi o, bileceğinden onaracak da o olmalıdır.
Şurası bilinmelidir ki yaratılanlar arasında insanın dışındakiler, her şey rutin ve otomatik çalışır.
Sadece insan <düşünme ve alet yapma yeteneği olduğu için> dünyadaki, su-hava-bitki-dağ-taş-toprak ve hayvanlar vs. gibi varlıkları ** evcilleştirdiğinde ** onlardan yararlanabilir.
Bunun içindir ki evrenin efendisi insandır. Her şey ona hizmet eder. Merkezde insan vardır. Doğru-dürüst bir şey yapılacaksa insanı merkeze koymak lazım gelir.
Ve en büyük koalisyon zorunlu olarak kainatın kendisidir.
İnsan olan insan her hal ve şartta bu koalisyonu tanımalı ve tanıtmalıdır.
Koalisyonun dengesi, ötekileri korkutarak, bastırılarak, zulümle, işkenceyle, yanlış yer ve zamanda bozulduğunda başımıza bunlar geliyor.
İster kabul etsin, ister etmesin insanoğlu korkuttuğunda kendisi de korkmak zorundadır. Hesap etmek zorundadır. Korkmuyorum inkarı ne zaman işe yaradı da şimdi yarayacak.
İnsanla da partiler de devletler de bu sistem üzerine işler. Yaşar.
Anlayana. Anlatmak isterim.
Anlamayanlarında canı sağ olsun kafayı ziyanın taşına, yada kaleye çarpınca anlar. Ben kafayı çarpa -çarpa anladım. Siz çarpmayın diyorum insanın kafası acıyor.
Bütün ligarbalar ve komar çiçekleri ve çam ağaçları sizin olsun.
Sağlıcakla kalın.

 
 
TÜRKİYE
 
 
LİVERA FM
 
 
SİTE YÖNETİMİ
 
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Livera Forum
Web Hizmetleri
Site Yönetim Duyurular
Admin
DJ Girişi
 
YAZLIK KÖYÜ
 
Köy Muhtarı
Livera Haberler
Düğün Haberleri
Ölüm Haberleri
Livera Tel. Rehberi
Medyada Livera
Livera Spor
 
YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİ
     
 
Başkan
Dernek Yönetim Kurulu
Eski Yönetim
Dernek Üyelik Formu
Dernek Üyeleri
Dernek Duyuruları
 
FOTOĞRAF & VİDEO
 
Fotoğraflar
Videolar
 
 
SİZLERDEN GELENLER
Fotoğraflar
Videolar
Yazılar
 
LİVERA YAZILARI
 
KÖŞE YAZILARI
...
Bize Her Yer Trabzon
Arada Bir
Anılar
Şiirler
Konuk Yazarlar
 
SPONSORLARIMIZ
 
.
 
 
 
.
 
.
 
 
©2006 YAZLIK KÖYÜ Sitesinin tüm hakları saklıdır.
Design by m.uzun