HER SAYFA YENİLENMESİNDE BAŞLIK LOGOSU DEĞİŞMEKTEDİR.
Yazlık Köyü (Livera) >>>
MURTEZA BAŞLAR
 

İNSAN  VE  TOPLUM  HAYATINDA

İSLAMIN, SOSYOLOJİNİN  VE  FELSEFENİN  KONUŞLANMASI GEREKEN YERLER

Bilindiği gibi dinimiz İslamın esası  6666 ayetten oluşmuştur. Bu ayetlarin tamamına KURANI KERİM denir. Kurandaki bir harfi  değiştirmek bile mümkün değildir. Kuranın aslı ARAPÇA OLANIDIR. Her türlü mealler Kuranın aslına yakındır, ancak hiç bir zaman arapça Kuranın yerine konamazlar. Kuran vahiydir, yani Yüce ALLAHIN kelamıdır. 6666 ayetin hiçbiri tartışmaya açık değildir. Müslümanlar Kuranı kutsal-tabu olarak kabul edip olduğu gibi  inanırlar. Müslümanların inançlarında terettütlere, acabalara veya her hangi bir inanç bulanıklığına yer yoktur. İMAN ETMEK YÜCE ALLAHA  TAM BİR TESLİMİYETİ GEREKTİRİR. Kuran, felsefe veya sosyoloji de değildir. 
***
Kuranın, HZ.Peygamberin(sav) kendilerinin, kendileri yaşarken uygulamalarına da SÜNNET, HZ.Peygamberimizin(sav) sözlerine  ise HADİS diyoruz. Sünnet veya hadisler, insani, toplumsal ve tabiatı ilgilendiren uygulamalar ve örnekler olduğu için, insanlar tarafından, kıyaslanır, yorumlanır, değerlendirilir ve hayatımızda uygulanabilir hale gelirler. İnsanlara, birey olarak, devlet ve toplum yöneticilerine görev ve sorumlulukları ile ilgili islami öğütler verir. İslamda insanlara, yaşama uygulamalarında kendileri için tam serbestlik verilmiştir. {İNSANLAR REŞİT OLDUKLARINDA YAPTIKLARINDAN VE YAPACAKLARINDAN KENDİLERİ SORUMLU TUTULACAKLARDIR.} İslamda, insanlara karşı yaptırımlar ise, sevapları için cennette, günahları için cehennemde olacaklarıdır. İnsanların bir arada yaşamaları için kurdukları DEVLETLER ise, suç işleyen yurttaşlarına cezalarını kurdukları teşkilatları vasıtasıyla devlet görevlileri tarafından verilmek zorundadır. İşte, Kuranı Kerimin Allaha iman ve ibadetler kapsamı dışında kalan, insani-toplumsal ve tabiatla ilgili olan bölümleri SOSYOLOJİNİN kapsamı içerisine girer. Bunun yanında bireyin DİN ve İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ de, sosyoloji bilimini ilgilendiren bir konudur.
***               
İnsanlar tarihsel süreç içerisinde zamanlarının şartlarına ve verilerine  göre çeşitli devletlerle ve  biçimlerle yönetilmişlerdir. İşte tam olarak, yönetme ve yönetilme işi SOSYOLOJİ biliminin konusu ve işidir. Daha net söylemek gerekirse, ŞERİAT DEVLETLERİ--LAİK DEVLETLER--FAŞİST VEYA KOMÜNİST TOTALİTER DEVLETLER  VE VEYA TEOKRATİK TOTALİDER  DEVLETLER, din devleti veya din dışı devletler olarak tanımlanamazlar. Hangi ideolojiden veya dinden ilham alınırsa alınsın, devletler  milletlerin veya toplumların, sosyoloji biliminin kapsama alanı içerisinde en üst düzeyde ve kapsamda BİRER TEŞKİLATLANMA BİÇİMİDİRLER. NEDEN:
         1-Devletler, yurttaşlarının her türlü hayatını belirleyen ve yöneten teşkilatlardır. Bu teşkilatlar, insanların, bireysel, toplumsal ve tabiatla olan ilişkilerini, neye göre, nasıl belirliyorsa vatandaşlarını da öyle yaşatıyor ve yönetiyorlar demektir. Devletler, insanın, zamanın şartlarına göre {yaratılışından}doğasından kaynaklanan özelliklerini-haklarını-sorumluluklarını, yönetimlere katılıp katılmayacaklarını, katılacaklarsa  bu katılımın nasıl olacağını tespit edip belirlerken, SOSYOLOJİ BİLİMİNDE, felsefi bulgulardan, dinler dahil her türlü bilgilerden ve olgulardan yararlanabilmelidirler.
         2-SOSYOLOJİ BİLİMİ, hitap ettiği her bireyin, ailelerin ve toplumun özgürlük ilişkilerini, toplumlardaki üretim ve  paylaşım süreçlerini, mülkiyet ilişkilerini doğrudan ilgilendirir. Toplumun, tarihsel süreç içerisinde oluşa gelen, kültürel ve dini yapısını, toplumsal bilinçaltını, milli ve dini değerlerini, ülkülerini çok iyi araştırması,  tahlil ve tespit etmesi gerekmektedir.
         3-Sosyolojik bulguların deneyi yapılamaz. Çünkü; yaşanılan şartları, tekraren ve bir daha aynısını yaşamak mümkün değildir. İnsan ve toplumla ilgili yaşam süreçleri ve olaylar konularında da her hangi bir deney de yapılamaz.
         4-Ancak sosyolojik tespit ve kavramlar tartışılır. Bu tartışmalar dinin konusu ve esası değildir. Tartışmalarda  felsefi ve dini tesbit ve bulgulardan ve diğer bilimlerden yararlanılmalıdır.
         5-Sosyolojide tespit edilen, her hangi bir kural veya kanun, yazıldığı andan itibaren değişme sürecine girdiği unutulmamalıdır. Çünkü sosyoloji bilim olarak sürekli değişim ve gelişme içerisinde olmaktadır.
         6-Afrika’da  yapılan bir araştırmada, tabiata bırakılıp, hayat şartları sağlanan bir çocukta belli bir süre sonra hiç bir medeniyet emaresi bulunamamıştır. Yine İngilizlerin ikiz kardeşler üzerinde yaptığı bir araştırmada, İngiltere’de yaşayan çocuk ile Afrika’da yaşayan ikiz kardeşi arasında davranışları, yaşantı tarzı ve hayata dair ne varsa her konuda çok büyük farklılıklar gözlenmiştir. Bunlarla anlatmak istediğim, insanlar yaşama kurallarına dair ne varsa, ne öğrendilerse bunları, ilk olarak anne-babasından olmak üzere yakın çevresinden ve büyüyüp geliştikçe de beş duyusuyla kendisine ulaşan veriler vasıtasıyla öğrenmektedirler. Sosyoloji bilimi bu anlamda, kabul etsin - etmesin bütün tabuları ve insan hayatına etkilerini araştırıp incelemek ve insan yararına sunmakla da görevlidir.
***
FELSEFE tanım olarak: Kainatın, tabiatın, insanın, birey ve toplum olarak, [maddi ve manevi] yaratılışını{oluşumunu} açıklayıp  tespit eder. Yani olan ne ise onu bulup açıklar. Bulunan kural, kesin doğru olandır..Her zaman deneyi yapılabilir. Her defasında da MUTLAKA aynı sonuçlar alınır. Felsefe var olanı keşfetmektir. Felsefe ile ilgili yeniden hiçbir şey oluşturulamaz ve yazılamaz. Felsefi bulguların, değişenleri veya zamanla yanlışa düşenleri, zamanında keşfedildiği sanılan ve denenemeyen olanlarıdır. Ör.1-Suyun üzerinde saman çöpleri dünya kurulalıdan beri yüzmektedir. İnsanlar bu gerçeği bulup kullanabildikleri zaman ise suyun kaldırma kuvvetini bulduktan sonradır. 2-Çubuğun suya sokulduğunda kırık görülmesi, dünyanın yaratılışımdan beri olagelmektedir. Işığın kırılarak cisimleri değişik göstermesi keşfedildikten sonra ise, bu durum insanların hizmetine sokulmuştur. Yani felsefe insanlara, insan guruplarına veya devlet ve milletlere göre değişmez. Diyalektik Materyalist Felsefenin  dediği gibi, var sayılan toplumsal sınıf ve katmanlara göre de farklı felsefeler olamaz. Ancak farklılıklar kendi konum ve duruşlarına göre zaman zaman değişik düşünce sistemleri oluşturabilirler. Ancak bunlar felsefe olarak tanımlamazlar. FELSEFE TEKTİR. ZITTI VEYA BENZERİ DE YOKTUR.  Çünkü; tek dünya var ve dünyamızın bilinenden veya bilinebildiğinden ve var olanından, başka bir işleyiş süreci de yoktur.
***
Zaten, Karl Marks, doğada ki " parça -bütün ilişkisini" keşfettiği zaman felsefenin tekliğini de saptamalıydı ancak o zaman bunu becerememiştir. 1871 Paris komünüyle toplumun doğal duvarına toslamış, uyanamamıştır. Takipçisi Lenin ve arkadaşları 1990 ki mücadeleleri sonunda önlerinde KOCAMAN BİR SIFIR GÖRDÜKLERİNDE de hala uyanamayanları vardır.
***
Tabiattaki üretim aşamalarını incelediğimizde, önce tasarı ve planlar, daha sonra üretim süreci ve üretilen madde ortaya çıkar. Yani, tasarı ve  planları düşünce aşaması olarak kabul edersek ki öyledir, hayatımızdaki, bütün, olgu, oluşum ve fenomenlerde{şey}önce düşünürüz. O halde her şeyde, her zaman ve bütün ilişkilerde, düşünce maddeden önce gelir. Zaten maddenin öncelikli olduğunu savunan MARKS ve LENİN bile, hayallerini gerçekleştirmek için önce gazeteler, broşürler, kitaplarla insanların düşüncelerine hitap etmiş  VE BUNUN SONUNDA parti gibi maddi bir güç oluşturmuşlardır. Bana göre madde öncedir tezini savunmalarının gerekçesi taraftarlarını -düşünme yap- kapsamında tutabilmeleridir. Onlara göre, bütün düşünür ve sözüm ona aydınlar ve buluşları partinin politikasına hizmet etmek zorundadır. Böyle olunca da, parti yönetimine ters duran bütün bilimsel bulgular ve mühendislerin, doktorların  vb. gerçek bilim adamlarının tespit ve raporları parti politikalarına göre değiştirilmiş,  gerçek bilim dışlanmış ortaya emir komuta zinciri içerisinde işleyen ucube bir aydın güruhu çıkmıştır
***
Bunun gibi felsefe, aklınıza ne gelirse sayabileceğiniz her buluş, toplumda ve doğadaki var olan işleyişin tespitleridir. Ben öyle inanıyorum ki bütün bu buluşlar tamamlanacaktır. Maddi dünyayla ilgili, fotoğrafın tamamını görebileceğiz.{Marks ta aynı tespiti yapmıştı}Ancak insan beyni, kendi verilerine, algılarına, kavrama beceri ve kabiliyetine, maddi ve manevi ihtiyaçlarına göre karar aldığı ve değerlendirmeler yaptığı  için, insanla ilgili karar alma süreçlerinde ve kararlarında her hangi bir fotoğrafın bulunabileceğini mümkün görmüyorum.
***
Bu yazımda, yurdumuzda yaşanılan anayasa tartışmaları sürecinde temel meselenin, ötekilerin ne yapmak istedikleri değil, bütün farklılıklarımızla birey, devlet ve millet olarak ve bütün olarak, hak, hürriyet ve sorumluluklarımızı yeniden yapılandırırken, duruşumuzun, hangi temelde ve zeminde olması gerektiğine ve tespitine ışık tutmaya çalışmaktı.
***
Herkese sağlık ve esenlikler dilerim.

Murteza BAŞLAR

 
 
 
TÜRKİYE
 
 
LİVERA FM
 
 
SİTE YÖNETİMİ
 
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Livera Forum
Web Hizmetleri
Site Yönetim Duyurular
Admin
DJ Girişi
 
YAZLIK KÖYÜ
 
Köy Muhtarı
Livera Haberler
Düğün Haberleri
Ölüm Haberleri
Livera Tel. Rehberi
Medyada Livera
Livera Spor
 
YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİ
     
 
Başkan
Dernek Yönetim Kurulu
Eski Yönetim
Dernek Üyelik Formu
Dernek Üyeleri
Dernek Duyuruları
 
FOTOĞRAF & VİDEO
 
Fotoğraflar
Videolar
 
 
SİZLERDEN GELENLER
Fotoğraflar
Videolar
Yazılar
 
LİVERA YAZILARI
 
KÖŞE YAZILARI
...
Bize Her Yer Trabzon
Arada Bir
Anılar
Şiirler
Konuk Yazarlar
 
SPONSORLARIMIZ
 
.
 
 
 
.
 
.
 
 
©2006 YAZLIK KÖYÜ Sitesinin tüm hakları saklıdır.
Design by m.uzun