HER SAYFA YENİLENMESİNDE BAŞLIK LOGOSU DEĞİŞMEKTEDİR.
Yazlık Köyü (Livera) >>>
YAZI İŞLERİ
 

NİSAN AYI GERİDE KALIRKEN

Doğduğum mevsime, onun gözdesine, beni dünyaya emanet eden güne vurgunluğumu tartışma konusu yapamam. Bunu hep bir ayrıcalık olarak gördüm ve bir bağış olarak kabullendim. Ben “Ekim”i seçmedim, ama çok sevdim.
Bir renk harmanında dünyaya gelmenin ödülü olsa gerek. Yüreğim, bu güzel ülkenin diğer mevsimlerine kayıtsız kalma hastalığına hiç tutulmadı. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
4 Mayıs 2012 22:30

MART AYI GERİDE KALIRKEN

Okumayı, ara sıra da bir şeyler yazmayı seviyorum. Hiç kuşku yok ki bu sevgi ikliminin ana bileşeni “okumak”tır. Hayatı anlayabilmek, yaşadığımız olayları yorumlayabilmek, dünü-bugünü-yarını birbirine bağlayabilmek, mutlaka bir bilgilenme ve bu bilgiyi işe yarar hale getirecek bir bilinçlenme gerektirir. Bilgi kolay edinilebilir. Örneğin televizyondan izleyerek, gazetelerden okuyarak ülkemizde ve dünyada yaşanan çoğu olaydan haberdar olabiliriz. İşte bilinçlenmenin, bu bilinci hayata geçirmenin farkı bu aşamadan sonra kendini ortaya koyuyor. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
4 Nisan 2012 02:00
(Hayrettin KARAGÖZ’ün Yazlık Köyü Sitesi Yazı İşlerine gönderdiği yazı)

Maçka Turizm Bilgilendirme Altyapısının Geliştirilmesi Projesi

Maçka İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından hazırlanarak 2011 Yılı Turizme Yönelik Küçük Ölçekli Altyapı Mali Destek Programı kapsamında Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı’na sunulan Maçka Turizm Bilgilendirme Altyapısının Geliştirilmesi Projesi kabul edilerek sözleşmesi imzalandı. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Hayrettin KARAGÖZ
14 Mart 2012 02:10

ŞUBAT AYI GERİDE KALIRKEN

Şubat ayının 2012 yılındaki misafirliği yirmi dokuz gün sürdü. Sonlarına geldiğim birkaç kitabı bitirince bir karasızlık kuşatmasında buldum kendimi. Yeni başladıklarım, Şubat ayı boyunca benimle evden daireye, daireden eve gitti geldi. Her biriyle birer ikişer sayfa yarenlik edip bıraktım. Okuma açlığım, günlerin baskın iştahsızlığını öğün savmayla geçiştirdi. Gazetelerden uzak durdum. Nihat GENÇ hariç kimsenin köşe yazısıyla işim olmadı.
8 Şubatta anneme gittik. Sonra Ali’nin ve Hasan Ali abinin ölüm haberleriyle şaşkınlık ve üzüntünün  öncülüğünde anılara ve Maçka’ya yollandık.. Cahit abiyle fiziksel ayrılığımızın sekizinci buluşmasına gittik. Orhan’a (BAL), Kemal amcaya (DURSUN) uğradık.  Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
1 Mart 2012 00:00
(Naci KUZU'nun Yazlık Köyü Sitesi Yazı İşlerine gönderdiği yazı)
DEĞERLİ LİVERALI DOSTLAR!
“Ülkemizde Oynanan Oyunlar”
konulu yazı dizime yoğun iş programı vesilesiyle ara verdim. Bu arada babamın rahatsızlığı da eklenince siteye dahi girme fırsatım olmadı. Bu aralar yakınlarımız Rahmet-i Rahmana irtihal eyledi. Biri köylümüz, akranımız, hısımımız ve her zaman neşeli bir mizaca sahip kardeşimiz Ali KAHRAMAN’ı kaybettik. Allah rahmet eylesin! Aynı saatlerde komşumuz hoca hanımın yengesi, çok genç yaşta elim bir rahatsızlık sonucu on aylık minik yavrusunu ve diğer çocuklarına da veda ederek Allah’ın huzuruna avdet eyledi. Ve daha niceleri. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Naci KUZU
28 Şubat 2012 00:00

(Rafet SARITAŞ’ın Yazlık Köyü Sitesi Yazı İşlerine gönderdiği yazı)

YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİNİN AMACI NE OLMALI

1-Derneğimizin amacı köylülerimizin arasında birlik ve beraberlik sağlamak olmalıdır.
2-Örf ve geleneklerimizi devam ettirmek, özelikle köylülerimizin arasında zamanla kopan komşuluk bağlarını,  bütünleştirmek ve birbirleriyle kopan iletişimi sağlamak olmalıdır.
3-Derneğimizin köyümüzün sorunlarının çözümünde köprü görevi yapmalıdır.
4-Tüm köy halkının derneğe üye olmasını sağlamalıdır.
5-Derneğimizde ayrımcılık yapılmamalı, tüm köy halkının acı ve  tatlı günlerinde yanlarında olunmalıdır. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Rafet SARITAŞ
6 Şubat 2012 03:00

(Ali SARITAŞ’ın Yazlık Köyü Sitesi Yazı İşlerine gönderdiği yazı)

SEVGİNİN YENEMEYECEĞİ HİÇ BİR GÜÇLÜK YOKTUR

Sen değerinle ve düşüncenle, iki âleme de
bedelsin, ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun. (Hz. Mevlana).
Mevlana’nın insan sevgisi tarif edilemeyecek kadar büyüktür. Aynı zamanda Mevlana’nın insanlara duyduğu saygı da tarif edilemeyecek kadar derindi: Ayırmadan herkese saygı ve sevgi… Başkaları da bu nezakete karşılık verirler, ona saygı göstermeye uğraşırlardı. Mesela bir topluluğa girdiği zaman kendisine saygı duyarak ayağa kalkarlardı. Mevlana bunu istemezdi. Hele de kendisi için birini oturduğu yerden kaldırdıkları zaman bu hale çok üzülürdü.
Mevlana’nın insan sevgisi ne güzel bir örnek: Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Ali SARITAŞ
4 Şubat 2012 01:30

YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİ ÜZERİNE

Gün, akşamın koluna girmiş ağır ve soğuk adımlarla geceye doğru yürüyor.  Kaç gündür şehrin kapılarına kadar gelip geri dönen kar taneleri, bu kez sanki biraz daha kararlı görünüyorlar. En azından yatıya kalacaklarmış gibi bir halleri var. Gece koynunda yer açmış mıdır, bilinmez… Sabah ola hayrola…
***
Ocak ayı bilindiği gibi köyümüz adına ayrılıkların yaşandığı, yüreklerin dağlandığı günlerle geçti. Hayatın bu en acımasız kuralı “vaktidir” buyruğuna uygun olarak işleyişini sürdürür. Sonuçta fiziksel bir ayrılık kaçınılmaz olduğuna göre, mesele ömür dediğimiz ve hesabını vereceğimiz sürenin nasıl kullanıldığında düğümleniyor. Toplumların yaşamlarını sürdürürken zorunlu olarak gerçekleştirdikleri üretim ilişkileri temelinde ve herkesin inancına, dünya görüşüne, imkanlarına, özelliklerine, kimliğine, kişiliğine, bilincine bağlı olarak şekillenen bir yaşam biçimi vardır. Bu yaşam biçimi, insanın toplumsal bir varlık olması nedeniyle, yaşamın her alanında başkalarıyla kesişme durumundadır. Böylece hayatın içinde kendiliğinden doğan bir birliktelik oluşur. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
3 Şubat 2012 01:00

OCAK AYI GERİDE KALIRKEN

Çocukluğumda “kalandar eğlencesi” için sadece bir gecesine özlem duyduğum ocak ayına oldum olası içim ısınmamıştır. Hayal dünyamızın köyün ufkuyla sınırlı zenginliği bizi çok uzaklara taşımaya yetmezdi. Akşam ezanıyla üzerimize çullanan karanlığa idare lambamız da bizimle birlikte teslim olurdu. Zemherinin bu en ağır günlerinde, bir tek kar beyazı direnirdi gecenin egemenliğine. Ay ziyaretimize geldiğinde, elinden tutup köyü gezdirirdi. Böyle gecelerde Yumak da cesaretlenir, bizim kapıya kadar gelir, birkaç kez havlayıp evine dönerdi. Sabaha dargın bu bitmez gecelerin erken uykuları, bazen Yumağın sesiyle, bazen de nefessiz bırakan öksürük nöbetleriyle bölünürdü. Karanlığın korkusu tutardı yüreğimizi... Annemin usul usul dokunuşlarıyla uyku yeniden üstümüzü örter ve sabahın aydınlığına kadar da bırakmazdı. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
2 Şubat 2012 00:00

BÖYLE Mİ BEKLERDİ SENİ LİVERA, YILMAZ HOCA?

Of kökenli Ayazlar ailesi ya da kabilesi, köyümüzün aydın zümresindendirler. Ayazlar ailesinin akademisyenlerinin çoğu köyü terk edip başka memleketlere yerleştiler. Bunlardan biri de Yılmaz Hoca dediğimiz Yılmaz Ayazlar idi. Yerleştiği yer çok uzaklarda olan Aydın ili idi.

Yılmaz Ayazlar köyümüzde öğretmenlik yapmış, nesil yetiştirmiş bir kişiydi. Onunla yakın ilişkilerimiz, geçmiş anılarımız olmadı. Çünkü o bir öğretmen, ben ise gurbetçi bir işçiydim. Ama birbirimizi iyi tanıyıp anlaşmış kişilerdik. Bu anlaşıklığımız aramızdaki uzun mesafeleri kısaltmıştı.

1996 yılı yaz aylarında Onu Aydın’da ziyaret etmiştim. Çehresi esmerleşmiş, gençlik dönemini biraz daha geride bırakmıştı. Hocam dedim, buralarda mı kalacaksınız, memleketi özlemiyor musunuz? İçini çekti. O dönemde muhtar adayı olan birini kastederek, böyle birinin muhtar adayı olduğu yerde benim ne işim var demişti. Ne demek istediğini anlamıştım. Başka bir şey sormadım.

Arada sırada telefonlaşırdık. Hocam, buraları ziyaret eylemeyi düşünmüyor musunuz? Rahatsızım, devamlı kontrol altındayım, nasıl geleyim, derdi.
5 0cak 2012 Perşembe günü ölüm haberini aldım. Cenazesinin Cuma günü aile mezarlığında toprağa verileceği söylendi. Böyle mi beklerdik Yılmaz Hocayı. İçimde bir şeyler düğümlendi. Duygulandım. Bu duyguların etkisiyle içimden geçenleri yazıya döktüm.

Yılmaz Ayazlar 1942 senesinde Liverada doğdu. Daha sonraları doğduğu topraklardan ayrıldı. Ama Livera toprağından yetişen besinlerle beslenip gelişti. Vücudu Livera toprağı ile bütünleşti. O toprağın, toprak onun birer parçası oldu. Her nedenle olursa olsun Livera toprağından ayrıldı. Belki de toprakların özlemini çekmedi ama bütünleştiği Livera toprağı Onun yabancı memleket topraklarında kalmasını istemedi. Onu bağrına bastı.

Livera toprağında huzurla uyu Yılmaz Hoca. Ailesine, yakınlarına, dostlarına sabırlar; kendisine rahmetler diliyorum.5.Ocak.2012 Livera Köyü

Yazan: ilyas KARAGÖZ
9 Ocak 2012 16:00

ARALIK AYI GERİDE KALIRKEN

Aralık ayıyla birlikte 2011 yılını da uğurluyoruz. Aralık, doğuştan bahtsız mıdır? Bilemiyorum. Giden yılın en yıpranmış ayı olarak sahne aldığı doğrudur. Yılın en son ayı olduğu için de, herkes koca bir yılı onun üzerinden değerlendirir. Bütün faturalar garibime kesilir.  Hayatın gerçekleşme şansı tanımadığı umutlar, onun günlerinde, onu adam yerine koymadan, yeni yılın düşsel yörüngesine oturtulur. Daha başka şeyler de sıralanabilir. Ama ben, Aralık 2011 in hakkını teslim etmek gerekir düşüncesindeyim. Kimseyi takmadı. Bildiğince, gönlünce hareket etti. Yüreğini ortaya koydu. Ezber bozdu. Sonuç aldı. Ona yüklenenler kendi beceriksizliklerine yansınlar. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
31 Aralık 2011 01:30

KASIM AYI GERİDE KALIRKEN

Sabah evden çıkarken başlayan rüzgar havanın rengini birden değiştirivermişti. Denize doğru baktım. Keyifsizdi. Sanki derinden homurdanıyordu.. Güneş, ortamı pek tutmamış olacak ki, kaşla göz arasında sıvışıverdi. Rüzgar işini çabuk bitirmiş, gökyüzünü yağmur bulutlarıyla donatmıştı. Sabahın aydınlık yüzü kaybolmuştu.
          Odam soğuktu. (Sabah 7.30 da işbaşı yapan görevli, havalansın diye pencereyi açık bırakır.) Bilgisayarımı açtım, pencereyi kapattım. Karşıda Karadeniz üzerindeki bulutların renginde köpürdükçe köpürüyordu. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
1 Aralık 2011 00:00

EKİM AYI GERİDE KALIRKEN

O gün Kelkit’e gidiyorduk. Maçka’yı geçip Zigana’ya doğru yükselmeye başladığımızda, kaptanımızın telefonu kıvrak bir kemençe havasıyla çaldı. Arabayı yavaşlatıp telefonu açtı. Konuştukça sesi hüzünlü bir kimliğe büründü. Yüzü önce kızardı, sonra karardı. Soran gözlerle baktık. “Çukurca’da 24 asker şehit olmuş. Bacanağın oğlu da orada asker. Arayan kızımdı.”
Kurşuni renkte ağır bir sis bizi içine aldı. Torul’un yakınlarına kadar peşimizi bırakmadı. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
1 Kasım 2011 00:10

EYLÜL AYI GERİDE KALIRKEN

Sabahları erken kalkarım. Çocukluktan kalma bir özellik. Annemden miras sanırım. Hafta içi neyse de, hafta sonları, ya da tatil günlerinde de bu alışkanlığın sürmesi evde ciddi yakınmalara neden olur. Köyde olunca sorun yok. Kendimi dışarı atar, sabahın sahipleriyle birlikte olurum. Şölenlerine katılırım. Türkülerini dinler, oyunlarını izlerim. Sözcüklerin taşıyamayacağı duygusallıklar yaşarım. Bırakırım kendimi yüreğime, dalıp giderim. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
4 Ekim 2011 01:30

AĞUSTOS AYI GERİDE KALIRKEN

Ağustosun başlangıcıyla site yönetimi” olarak izine ayrıldık. Yıl içinde biriken yorgunluğumuzu atabilme, daha önemlisi bizleri kuşatan özlemleri giderebilme isteği bu izin için baskın çıkmıştır sanırım.
Ramazanın kendine has toplayıcılığı yaz mevsimiyle örtüşünce,  gurbetten sılaya her yıl yaşanan hareketlilik bu yıl farklı bir boyut kazandı. Livera da bu kesişmeden biraz nasiplendi sanki. Kendine gelir gibi oldu. Bir “değerbilirlik” yansımasıyla keyiflendi, umutlandı, biraz daha canlandı. Belki de öyle olmadı da, o kendini öyle inandırdı. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
9 Eylül 2011 00:00

TEMMUZ AYI GERİDE KALIRKEN

Küreselleşmenin içine etmediği hiç bir şey kalmadı dünyamızda. Bilim adamlarının “küresel ısınma” diye adlandırdığı iklimsel değişim artık ülkemizde de etkisini belirgin bir şekilde hissettiriyor. Temmuz ayı bu nedenle bunalttıkça bunalttı. Artık köylere, yaylalara, dağlara kaçmak ta çözüm olmuyor. Talan, her yerde bütün açgözlülüğüyle saldırıyor. Dağlar, yaylalar, ormanlar, dereler, vadiler, ovalar, sahiller büyük bir aymazlıkla katlediliyor. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
3 Ağustos 2011 01:00

HAZİRAN AYI GERİDE KALIRKEN

2011 yılının ilk yarısını geride bıraktık. Geçen zaman içerisinde ailemizde ve arkadaş çevremizde, çoğu beklenmedik, ayrılıkların yaşattığı hüzünlerle yüzleştik. Bunlar sonuçta hayatın içinde olan şeylerdi. Yaşayanlar tadacaktı.
25 Haziran Cumartesi ve 26 Haziran Pazar veda günlerimizdi. Yaş olarak da, yaşam olarak da birbirine sokulan, dayı-yeğen iki aykırı kimliği uğurladık. İki güzel ve güneşli haziran günü, o tarihteki notlarını Liverada onların adına düştü. Allah rahmet eylesin. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
5 Temmuz 2011 01:30

MAYIS AYI BİTERKEN

Mevsim, adını hatırlamaz bir dalgınlıkta, hazırlıksız yakalanmanın şaşkınlığında, tatsız-tuzsuz, renksiz, keyifsiz günlerini dolduruyor. Hastalığımız etkisini birazcık azaltsa da; varlığını, üzerimizdeki ağırlığını hala sürdürüyor. Yaşam kalitemizi, çalışma tempomuzu iyice sekteye uğrattı. Geçen haftasonu taşıdımız iyileşme umudu gerçekleşmedi. “Keçi gribi midir” nedir? İnat etti, gitmek nedir bilmiyor. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
24 Mayıs 2011 01:00

Sayın Ali SARITAŞ’ın Yazı İşlerine gönderdiği açıklama:

YAZLIK KÖYLÜ OLMAK
Bizler gurbette yaşayan,  geçimini doğup büyüdüğü topraklardan uzakta sağlayan,  ama hiçbir zaman o toprakları unutmayan ve oralara özlem duyan insanlarız. Her ne kadar uzakta olsak da kültürümüzü, geçmişimizi unutmayıp çocuklarımıza da o kültürü vermek ve yaşatmak için gereken eğitimi vermeye çalışıyoruz. Geçmişini unutan toplumların günümüzde ne durumda olduklarını  görüyoruz. . Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Ali SARITAŞ
6 Mayıs 2011 01:00

NİSAN AYI GERİDE KALIRKEN

Bugün 30 Nisan 2011 Cumartesi. Sabah her zamanki gibi erken kalktım.Dışarıda kapalı bir hava egemen. Yerlerde geceden kalma yağmur izleri var. Nisan direnerek gidiyor. Güne erken başlamak, köyden, çocukluğumdan kalan bir alışkanlık. Sabahın sessizliğini, hayatın bize sunduğu doyumsuz nimetlerden biri olarak kabullenirim. Köyde olsaydım hemen dışarı çıkar, bir mahalle turu atar, anıların izlerini sürerdim. Bu tadı üç yıldır yaşayamamanın duygusallığına yenilmeden kahvaltımı hazırlamaya başladım. . Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: Nazım ESMER
2 Mayıs 2011 01:00
Sayın Naci KUZU’nun Yazı İşlerine gönderdiği açıklama:
DERNEK YÖNETİMİ, SİTE VE KÖYÜMÜZ İNSANI 
07.04.2011 Çarşamba akşamı saat 20.00 sularında çalışmış olduğum firmanın bir toplantısı nedeniyle İstanbul Maltepe ilçesinde bulunmaktaydım. Çoktan beri sitemiz yöneticisi Mehmet UZUN hocayla beraber olamamıştık. Bu vesileyle beraber hoş sohbetli bir yemek yedik. İki saate yakın köyümüz, dolayısıyla derneğimiz ve sitemiz çevresinde turlayıp durduk. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Naci KUZU
11 Nisan 2011 00:00
MART AYI GERİDE KALIRKEN
Güne erken uyanırsınız… Bir yaşama sevinci dolaşır ortalıkta. Toprak canlanmaya, bahar yürümeye başlamıştır artık. Kavuşma faslının heyecanlı telaşındadır cümle mahlukat. Çiçekler en güzel giysileriyle gezinirler. Kuşlar bir başka söylerler şarkılarını. Yeşil düşüncelerle donanırsınız. Bahar şiirleri hatırlarsınız ustalardan… Orhan Veli’yle yola çıkarsınız. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Nazım ESMER
1 Nisan 2011 01:00
Sayın Gülcan ÇAKIR’ın Yazı İşlerine gönderdiği açıklama:
KIYMETLİ YAZLIK KÖYLÜLER!
Bilindiği üzere önümüzdeki günlerde Yazlık Köyü Derneğinde “olağanüstü genel kurul” yapılacaktır. Bu süreçle ilgili takvim kamuoyunu bilgilendirme anlamında sitemizde yayınlanmıştır.
***
Trabzon-Maçka Yazlık Köyü Kültürel Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği tüzüğünde derneğimizin kuruluş amacı: Trabzon Maçka Yazlık Köylüleri arasında sosyal dayanışmayı tesis etmek, daha iyi yaşam koşullarına kavuşturmak, refah düzeylerini yükseltmek, Sosyal, ekonomik, kültürel yönden geliştirilmesini sağlamak, maddi ve manevi yardımda bulunmak, dostluk, kardeşlik bağlarının tesisi, kültürel zenginliklerini geliştirmek, yeni yetişen nesillerini eğitim ve sağlık sorunları ile her türlü ihtiyaçlarının temini için hizmetlerin sürdürülmesini sağlamak.diye tanımlanmıştır. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Gülcan ÇAKIR
31 Mart 2011 00:00

Sayın İlyas KARAGÖZ’ün Yazı İşleri’ne gönderdiği açıklama:

Yazlık Köyü Sitesi’nde yayınlanan “LANET HASAN’IN HARABE EVİ”  başlıklı yazımla ilgili olarak 19.03.2011 günü telefonla arandım. Arayan emekli öğretmen, Yazlık Köyü Derneği Başkanı Lütfi BAHADIR’dı. Lütfi BAHADIR’ı hoşsohbet, hoşgörülü biri olarak tanırım. Babasının harabe evi hakkında yazmış olduğum yazıdan rahatsızlığını sitemli bir biçimde dile getirdi. “Neden böyle bir yazı yazdığımı, kendisine söylemeyip de topluma duyurulmasından üzüldüğünü” benzeri cümlelerle ifade etti. Hiç beklenmedik, üzücü bir konu ile karşı karşıya kalmıştım. Telefonda kendisine, “yanlış bir anlayışa kapıldığını, bu yazıyı yazmamda aşağılama anlamına gelebilecek hiç bir amacın olmadığını, bir çıkarım ya da kötü bir amacımın asla olmadığını” belirterek, bir yanlış anlayışa neden olduğum için defalarca özür diledim. Amacımın ne olduğunu samimi olarak anlatmaya çalıştım. Ancak konuşmalarından bunalmış olduğunu, açıklamalarımdan tatmin olmadığını hissettim.
***
Lütfi Hocanın büyük bir ihtimalle, yazının içeriğinden değil, yazıda kullandığım “lakap” nedeniyle bunaldığını tahmin ediyorum. Babası Hacı Hasan BAHADIR’ın “lanet” lakabı ile anıldığını hem eski komşuları olan Of-Çoruk köylüleri, hem de Liveralılar bilirler. Lakaplar, çok çeşitli nedenlerle, insanların daha kolay tanınması için halk ağızında o kişiye verilen ikinci bir addır. Bu ad gurur verici olarak da değerlendirilebilir, aşağılayıcı ve gülünç de bulunabilir. Ancak lakaplar insanın kişiliğini etkilemez. “Yiğit lakabı ile anılır” deyişi, lakapların hiç de öyle aşağılayıcı bir anlam taşımadığının bir göstergesi olarak tanımlanabilir.
***
Yazımın asla kötü bir niyet taşımadığını, eski komşularımın acı-tatlı anılarını dile getirmeyi amaçladığını tekrar tekrar hatırlatmak isterim. İstemeden neden olduğum yanlış anlaşılmalar nedeniyle, başta Lütfi BAHADIR olmak üzere üzdüğüm herkesten af diliyorum.

Yazan: ilyas KARAGÖZ
20 Mart 2011 00:00

ŞUBAT AYI GERİDE KALIRKEN

2011 yılından ikinci ayı da geride bıraktık. Hayat baş döndürücü bir hızla akıp giderken, ülke ve dünya gündemi de bildik yörüngesinde, tanıdık oyuncularla yoluna devam ediyor. Her şey belirli bir plan dahilinde, zamanı geldikçe sahneleniyor. Bizim için acıklı olan, elimizden uçup gidenlerin ardından, bazı şeylerin de ayağımızın altından geçip gideceği gerçeğini hala göremeyişimiz. Tarih, seyredenler için tekerrür eder. Ders çıkaranların ise önünü aydınlatır. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Nazım ESMER
1 Mart 2011 00:00
BİTMEYEN KAVGA

İlyas KARAGÖZ tarafından Yazı İşlerine gönderilen açıklama…

Karaksa çeşmesiyle ilgili ilk yazıyı "Geçmişten Günümüze Livera" adlı kitabımda 23.07.2005 tarihinde yazmıştım.   Bu yazıda Karaksanın geçmiş tarihinden ve Rumların hafızalarında yerleşmiş anılardan söz ettikten sonra şimdilerde harabeye çevrildiğinden yakınmıştım.03.03.2010 tarihinde "Liveranın Fırtınalı Delikanlıları" adlı yazımda da Karaksa ile ilgili bir kaç türkü yazdım. Yazının devamı için tıklayınız

Yazan: İlyas KARAGÖZ
26 Şubat 2011 00:00
Merhaba
Sitemizde yeni yayın dönemimizde İlyas KARAGÖZ yazılarını başlatabilmek için, İlyas amcanın görüşünü almam gerekiyordu. Nazife’nin ölümüyle yaşadığımız sıkıntılı dönem bu görüşmeyi geciktirdi. Mekiye teyzenin cenazesi için köye gittiğimde de yüz yüze görüşme imkanı bulamadık. İlyas amca, havanın soğuk olması nedeniyle erken ayrılmak zorunda kalmıştı.
Geçen hafta bir telefon görüşmesi yaptık, O’nu yeniden aramızda görme isteğini dile getirdim. Beni her zaman ki yumuşak üslubuyla karşılayıp “olur” dedi. Konuşmamızda bazı yakınmalarını da, o tatlı ses tonuyla araya sıkıştırmayı ihmal etmedi. Yazının devamı için tıklayınız
Yazan: Nazım ESMER
24 Şubat 2011 00:00
Nazım ESMER YAZI İŞLERİNDEN

“HAYAT YENİLER BİZLERİ”
Sıcakların dışımızı, ölümlerin içimizi kavurduğu bir aydı Temmuz. Hüznü, Haziran kadar etkiliydi... Daralttıkça daralttı, bunalttıkça bunalttı yüreğimizi…
Yaşananlar, tanıdık, bildik bir senaryonun sırası geldikçe sahnelenmesinin ötesinde bir şey değil... Condoleezza RICE, BOP kapsamında Türkiye de dahil 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini ilan etmişti. Yugoslavya’yı unutmayanlar, Irak’ı yakın tutanlar için gelinen aşama şaşırtıcı mıdır acaba? Yazının devamı için tıklayınız.

1 Ağustos 2010 02:00
Nazım ESMER YAZI İŞLERİNDEN

“HAZİRANDA ÖLMEK ZOR”
Kaç gündür, bir şeyler yazma isteği ile bilgisayarın başına oturuyorum. Beyaz bir sayfa açıp karşısında hareketsiz, öylece kalakalıyorum. Beynim düşüncelerle ağırlaşmış. Yüreğim dara düşmüş.. Bir boşalım, bir çıkış, bir paylaşım arıyor. Sözcükler parmak uçlarımda sabırsız. Tuşlara dokunamıyorum. Takatsiz kalmışım. Yazamıyorum… Hava kararıyor birden.. Gökyüzünde yağmur yüklü bulutlar. Karadeniz’e bakıyorum.. Kıyıda nazlı nazlı, ufukta köpük köpük… Dağlar kaşlarını dökmüş. Hangi kötü habere öfke büyütmüşler?  Mevsim yaz. Hava sıcak.. İçim ürperiyor. Üşüyorum. Yazının devamı için tıklayınız.

2 Temmuz 2010 16:30
Nazım ESMER YAZI İŞLERİNDEN

“SORMAZ Kİ BİLSİN, SORSA BİLİRDİ; BİLMEZ Kİ SORSUN, BİLSE SORARDI.”
                                                                                                                           Sadi Şirazi*
Mayıs ayını geride bırakırken, güzel ve güneşli günlerin öncülüğünde, “yaşıyoruz, çok şükür” mutluluğunda yaza “merhaba!” dedik.
***       
Yağmurlu bir Trabzon gününde 1 Mayıs’ı kutladık. “Emek ve Dayanışma Günü” adıyla yasal bir kimliğe kavuşturulduğu için, katılım yağmura rağmen bu yıl çok daha fazlaydı. Sevgili Dursun ustanın “marlborolu” değer yargılarına takılmak istemiyorum. Eleştirilerimizi, “bana göre” sınırları içine hapsettiğimizde düşüncelerimiz yavan kalırlar, bilimsellikten ve gerçeklikten uzaklaşırlar. Dünyada değer olarak üretilen her şey, bir emeğin ürünüdür. Bu emek sahipleri, hangi ulustan, hangi dinden, hangi dilden, hangi renkten, hangi cinsten olursa olsun  1 Mayısı  “emeğin bayramı“ olarak kutlarlar. Böyle bir paylaşımın yaşandığı başka bir gün yoktur. Katılıp katılmamamız bu gerçeği değiştirmez. Yazının devamı için tıklayınız.

2 Haziran 2010 01:00
Nazım ESMER YAZI İŞLERİNDEN

NİSANDA HÜZÜN VARDI  
Nisan ayı, baharın orta yerinde oturur. Kuşların, böceklerin, ağaçların, çiçeklerin, renklerin, seslerin ayıdır. Giderken, bize şöyle bir dokundu, değerlerimizden alıp götürdü. Yeşilin gülümseyen yüzü mahzunlaştı, donuklaştı. Muhammet abi, karabuğday cemalinde ışıl ışıl yanan gözleriyle bizi hayatın güzelliklerine bağlardı. Yürek derinliğinden getirdiği sözcükleri, sımsıcak cümlelerle sunardı. Kırmazdı, dökmezdi. Her hareketinden bir incelik damlardı.
Nazmiye yenge, düğünlerin, mevlitlerin usta aşçısıydı. O, kadınların ezildiği bir toplumsal yapılanmada, kalıplaşmış anlayışları yıkan bir aile reisi, sıra dışı bir yöneticiydi. Uzak diyarlarda, yaban ellerde de bu özelliğini hiç yitirmedi.  Yazının devamı için tıklayınız.

1 Mayıs 2010 00:00
Nazım ESMER

YAZI İŞLERİNDEN 


“DAĞ-BAYIR, KÖŞE-BUCAK
__  ANILAR KUCAK KUCAK”
Sevgili Liveralılar! Sitemizde yeni bir bölüm açma düşüncesi bizi hayli heyecanlandırdı. “Dağ-Bayır, Köşe-Bucak/Anılar Kucak Kucak” hepimizi anıların izinde bir yolculuğa çıkaracak.  Geçmişten günümüze değer taşıyacağız. Bazen ağlayacağız, bazen güleceğiz.. Düşüneceğiz, kıymet bileceğiz, zenginleşeceğiz.
***

Yazı yazmak çoğumuza zor gelebilir. O nedenle bir çekingenlik bizimle dolaşıp elimizi, kolumuzu bağlayabilir. Paylaşılmaya can atan nice anılarımız, bu ürkekliğin zincirlerini koparmalı. Dağdan- bayırdan topladıklarımızı, köşe-bucak biriktirdiklerimizi, beynimizden-yüreğimize, dilimizden-elimize düşürüp becerebildiğimiz kadar yazıya dökelim. Dökelim ki, yarınlar bizi bulsun, bizi bilsin.
***
Tüm Livera sevdalılarını bu konuda sorumluluk almaya, anlamlı bir paylaşımın içinde olamaya davet ediyorum. Yazdıklarımızın şekilsel eksiklikleri gözden geçirilip giderilecektir. Önemli olan özdür. Çok uzun cümlelerin kapısını çalmadan, sözcüklerimizi boğmadan, zorlanmadan, yorulmadan, doğal bir anlatımla anılarımıza yol verelim. nazimesmer@yahoo.com elektronik posta adresi umutla ve inançla bekliyor.
(Bu bölümü Dursun BULUT’un “bir anı”sıyla başlatıyoruz. Hayırlı olsun.)
***
İlyas amca, önümüzdeki haftalarda bizi tadı doyumsuz yazılarla soluksuz bırakacak. (Sevgili Okan bugün faksladı bana. Bilgisayar ortamına taşıdıktan sonra sizinle paylaşacağız.) İlyas amcanın araştırmacı-tarihçi kimliğinin yanında başka bir özelliğinin keyfini çıkaracağız. Bu yazıları arşivlemenizi öneriyorum.
***
Herkese en içten duygularla selamlar, sevgiler, saygılar…
 
11 Mart 2010 01:30
Nazım ESMER
YAZI İŞLERİNDEN

“ÖLÜRSE TENLER ÖLÜR, CANLAR ÖLESİ DEĞİL”

Merhaba Yazlık köyü sevdalıları!
Kocaman bir ayı daha ömrümüzün “yaşanmıştır” hanesine kaydettik. Mart ayında sitemizde “anılar” bölümünü açtık. Bu bölüm, Dursun BULUT’u bir yazar olarak bize hediye edebilecek gibi görünüyor. Mehmet abi bizden esirgemediği katkılarını, anılarıyla da sürdürüyor. Bazen, bu yağmur yüklü bulutlar olmasa yeşilimiz öksüz kalır diye düşünüyorum.

***
İlyas amcanın mükemmel destanı, içinde “Rumlar” geçmediği için ilgi görmedi galiba. Şenol’un dışında bir Allah’ın kulu tek sözcük yazmadı. O destanda geçenler hepimizin, annesi, babaannesi, anneannesi, halası, teyzesi… Hiçbir duygu yüreğimize konuk olmadı mı acaba? Gerçekten merak ediyorum.
***
Ali İhsan Hoca’mız bu ay içinde, çok önemli konu başlıklarıyla iki mükemmel yazı yazdı. Gönderme yaptığı alanlar, ağır bir dilin egemen olduğu, dolaşılması birikim isteyen alanlar. Hocamız anlatımda seçtiği yalın, anlaşılır bir dille bizi yormadan, dolaştırmadan bir vahaya götürüyor. Üzülerek belirteyim, bir “sağolasın hocam” diyen yok.
***
Yusuf abi, hiçbir Karadeniz türküsünün seyirci kalmadığı “dereler” üzerine can alıcı bir yazı yazdı. Uyardı. “Tehlike büyük” dedi. Bu duyarsızlığı anlamakta zorlanıyorum. Sizinle paylaşılan yazılar bir emek ürünü. Aktarılan görüşlerin doğruluğunu- yanlışlığını irdelemeli, düşüncelerimizi belirtilmeliyiz. 
***
Ziyaretçi defterini şöyle bir gözden geçirdim. Murteza abi ve Dursun BULUT dışında hemen hemen hiçbir zenginliğimiz yok. Liveralı kimliğini havanda su dövmekle geliştiremeyiz. Bize emanet edileni tüketerek büyütemeyiz.  Eleştiri ve öz eleştiri çok önemli iki mekanizmadır. Yerinde ve zamanında işletilmezlerse pas tutarlar, işe yaramazlar. Benden alınmadığınıza kendimi inandırdığım için bu kadarcık takılmayı hak gördüm.
***
 Günler çok çabuk geçiyor. Canlı, diri bir hayat bizim dışımızda akıp gidiyor. Bu büyük bir yolculuktur. Bizden önce var olan, bizden sonra da varlığını sürdürecek bu büyük yolculuğa, bize verilen ömürle, belirli bir dönem eşlik ederiz. Ömrümüz, yaptıklarımızla anlam kazanır. Herkesin yeteneğince ortaya koyabileceği, gücü ölçüsünde üretebileceği değerler vardır. Bu değerlerin bireysel ve toplumsal yansımaları, hayata bırakacağımız izler olarak; bizi, bizden sonra da temsil edeceklerdir. Diyeceklerim bu kadar… Son söz Yunus’un olsun: Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil.
***
Herkese en içten duygularla, selamlar, sevgiler, saygılar.

 
2 Nisan 2010 00:00
Nazım ESMER YAZI İŞLERİNDEN

İZİN GÜNLERİ
“Sayılı günler tez biter “ hesabı, bayramı da içine alan ve kasım ayını baştan sona kucaklayan iznimiz sona erdi. Yaşamın kendine has tüm özelliklerinin birbiri ardı sıra sahne aldığı günleri acı-tatlı anlarıyla kattık ömrümüze.
***
Yazlık köyü, sonbaharın tanımsız güzelliklerini payımıza renk renk ayırmış olarak karşıladı bizi. Hazan mevsiminin garipliği ne zaman yüreğime düşse, Hilmi YAVUZ’un  “hüzün ki en çok yakışandır bize” şiirine koşarım. Yazının devamı için tıklayınız.

3 Aralık 2009 00:30
Nazım ESMER
YAZI İŞLERİNDEN

Ekim ayını da geride bıraktık. 2009 yılının sonlarına doğru yol alırken, dünyada ve ülkemizde bildik gelişmeler gündemdeki yerlerini korumaya devam ettiler. Doğruların ve yanlışların, hareketin olduğu her yerde yaşam bulması kaçınılmazdır. Doğru ve yanlış hayatın hakemliğinde kimlik kazanır. Yanlışın egemenliği uzun sürse de sonsuz değildir. Hayatın kendine has bir seçiciliği, bir sabrı vardır. En olumsuz koşullarda bile doğruluğun önünü açar ve umuttan yana bir tavır koyar. İşte haklılığın tükenmeyen direnci buradan beslenir.
***

Bu ay sitemizde yayınlanan yazılar üzerinde bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Sevgili site yöneticimiz Mehmet UZUN bana söz bırakmayacak ustalıkta bir değerlendirme yazısı ile duygularımızı dile getirdi.” Kendi şahsım adına yazılan yazıları keyifle okuyorum. Öyle yazılar var ki aralarında, okurken tüylerim diken diken oluyor, öyle yazılar var ki kullanılan cümlelerle o anı yaşar gibi oluyorum, öyle yazılar var ki beni köyüme yaylama götürüyor, öyle yazılar var ki beni memleketime dinime daha sıkı bağlıyor. “Bu yazılardan almak istediğini, isteyen alır” diye düşünüyorum. Yazarlarımızın işleyecekleri konuları merakla bekliyor, hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
***
Kasım ayı ile birlikte izne çıkıyorum. Yoğun bir çalışma dönemi tatil şansı bırakmadığı için, mevsimsel olarak biraz geç kaldım. Artık köye gidip dinlenmeyi hak ettim diye düşünüyorum. Livera’nın, her zaman bize sunabileceği bir şeyleri mutlaka bulunur.
***
Herkese en içten duygularla selamlar, sevgiler, saygılar…

 
4 Kasım 2009 01:00
Nazım ESMER
YAZI İŞLERİNDEN

“Okunma Sayısı” Üzerine
Geçenlerde, sitemizde yayınlanan yazıların “okunma sayıları” üzerine bir elektronik posta aldım. Bazı yazarlarımızın okuyucu sayısının biraz abartılı olduğu ileri sürülüyordu.. En çok okunan yazarlar arasında olduğumdan, yazılarımı bir süre gözlem altına aldım. Bir yazımın yayınlama tarihi ilerlemiş olduğu halde, okuyucu sayısındaki hızlı artışlar dikkatimi çekti. Bu pek olağan sayılamazdı. Her şeyden önce bir haksızlıktı. (Bir fanatiğin coşkusunun gaza bastığını düşünüyorum.) 

Site yöneticimizi aradım. Konuyu görüştük. Önüne geçebilmemiz teknik olarak zor. “Okunma sayısı” başlığını, arşivdeki yazılar da dahil, kaldırmaya karar verdik.
Okuyucu sayısı, yazılarımızın gördüğü ilginin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.  Ancak bir yazı, okuyucu sayısı hedeflenerek yazılmaz. O nedenle yazarlarımızdan ve okuyucularımızdan bir alınganlık beklemiyorum. Ziyaretçi defteri yazıların en etkili değerlendirme yeri olarak, bence,  daha önemli bir görev yükleniyor.
Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle...

 
10 Ekim 2009 00:30
Nazım ESMER
YAZI İŞLERİNDEN

Sevgili Yusuf abinin deyimiyle “duyguların yoğunlaştığı” bir ayı geride bıraktık. Ramazan ve bayramın ağırlığıyla bu yıl farklı bir içeriğe kavuşan eylül ayı, gönül tellerimize dokunarak geçti. Yazdan kalan sevincin hesabını kesti. Defterimize hasretler yazdı yeniden. Hazandan hüzün düşürdü yüreğimize.
“Eylül Geldi Hoş Geldi” adlı yazısıyla Yusuf abi bizi, dünden bugüne, özelden genele birbirine sımsıkı bağladığı duygu yüklü cümleleriyle kuşattı. Bizleri yaşanmışlığın gerçekleriyle yüzleştirdi. “Herkesin gönlünce bir eylülü olsun” dileğini de eksik etmedi. Sağolsun.  

İlyas amca eleştiri yeteneğini kullanmayı sürdürürken, özeleştiri konusunda da ne kadar duyarlı bir kimliğe sahip olduğunu sergilemeyi ihmal etmedi. Köyün bilimsel tanımıyla başladığı yazısını Livera’nın eski ve yeni görüntüleriyle zenginleştirdi. Usta bir gözlemci olduğunun işaretlerini hiç esirgemedi. Kırk yıldır adım atmadığım “Takonun sokağı” hatırlatması İlyas amca zarifliğinin bir yansımasıydı. Alınganlık gösterenler çıkabilir. İlyas amca köyümüzün “yedi rengi”dir. Yedi renk içerisinde herkes için bir renk mutlaka bulunur.
Mehmet abi, ağustos ayında kaldığı yerden devam etti ve konu hassas olduğu için kalemini biraz daha keskinleştirdi. Bizi yakın tarihimizde dolaştırırken, kaleminin ucunu unutkan belleğimize hatırı sayılır ölçüde batırdı. Görüşlerine katılıp katılmama ikilemine hiç düşmeden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Sıkı ve etkileyici bir çalışmaydı.
Ali İhsan hocam, eylül ayının en üretkeniydi. İşlerinin yoğunluğu O’nu bizden uzak tutmadı. Sevgili hocamız konularını özenle seçmeye; yalın, anlaşılır bir dille bize sunmaya devam ediyor. Bizi inandığımız değerlerin kaynağına götürürken, yaşamımızı manevi yönden de sorgulamamız gereğinin altını çiziyor.  
Konuk yazarlarımız Kenan AYDOĞDU ve Celal AKAÇ ülkemizin sıcak gündemini değişik bakış açılarıyla, çok canlı bir şekilde değerlendirdiler. Hayatın içinden örneklerle düşünce sınırlarımızı genişlettiler.        
Okuyan, düşünen ve sorgulayan bir anlayışın öne çıkması, yapılan çalışmaların verimini artırır, kalitesini yükseltir. Sitemizde yayınlanan yazılara gösterilen ilgi gerçekten çok sevindirici. Ziyaretçi defterini kullanarak görüşlerini paylaşıma açan okuyucularımız, sürdürülen bu çalışmaların ayrılmaz parçalarıdırlar. Onların yapıcı eleştirileriyle daha iyi ve daha güzel bir konuma ulaşacağımıza olan inancım baştan beri hiç değişmedi.
Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle, yazarlarımıza ve okuyucularımıza, en içten duygularla selamlar, sevgiler, saygılar…

 
6 Ekim 2009 23:30
Nazım ESMER
YAZI İŞLERİNDEN

Ağustos ayı bu ülkenin kaderinde etkili olmuş en önemli olayların yaşandığı bir ay olarak bilinir. 26 Ağustos 1071  “Malazgirt Meydan Muharebesi” Anadolu sevdamızın önündeki son engellerin kaldırılışının, 26 Ağustos 1922 de başlayıp 30 Ağustos 1922 de biten “Başkomutanlık Meydan Muharebesi” de bu sevdamızın -koşullar ne olursa olsun- kimseye yar edilmeyeceğinin belgeleri olarak tarihe sunulmuştur.   

Bizim açımızdan çalışmanın ve dinlenmenin kol kola yürüdüğü günlerle dolu bir ay oldu Ağustos ayı. Çayır kestik,  fındık topladık. Şenlik düzenledik..Düğünler yaptık..Türküler söyledik..Horonlar oynadık.. Yaylaları, dağları gezdik. Cumalarda, teravihlerde buluştuk. Eski günlere duygularımızı gönderdik. Hasret giderdik. Şenlik heyecanıyla başladık, ramazan hoşgörüsüyle zirve yaptık.    
Coğrafyamızda mevsim sonbahara doğru evrilirken, artık yavaş yavaş yaz açılmışlığımızın sonuna geliyoruz derken, birden yeni bir “açılım” hevesine kapılıverdik. Ülkemizin içinden geçtiği süreç, kayıtsız kalınabilecek, “bize ne” denilebilecek bir seyir izlemiyor. Her adımımız ortak aklın, toplumsal bilincin ve tarihsel sorumluluğun ağırlığını taşımalı; duygularımız, düşüncelerimizden önce ayağa kalkmamalıdır..
Ben, bu konularla ilgili olarak daha önceki yazılarımda, özellikle gençlere, bazı uyarılarda bulunmuştum. Hem tekrardan kaçınmak adına, hem de konu başlığımızın farklılığı nedeniyle sizi sıkabilecek bir düşünce paylaşımına girecek değilim. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini yansıtan  “kırmızı çizgileri” vardır ve  herkes ancak oraya kadar açılabilir.
Yusuf abi ve Mehmet abi, birbirinden farklı görünen ama bir anlamda da birbirini tamamlayan yazılarıyla, açılım konusunda bilgi derinliğimizi sorguladılar. Bu konuda başka yazarlarımızın düşünceleri de  bize ulaştı. Onları da ileriki günlerde sizinle paylaşacağız. Çok duyarlı olmamızı gerektiren bir konuda “ziyaretçi defteri”ni kullanarak duygularını ifade eden arkadaşlarımıza da büyük sorumluluk düşmektedir. Duruşumuzu, kararlılığımızı, haklılığımızı ortaya koyarken; yapıcılığımızı yanımızdan ayırmayalım desem, çok mu ileri gitmiş olurum?
İlyas amca yine yaptı yapacağını. “Gülname’nin Çayırı”ndan sonra “Gelincik Düzü”. Geçmişle bugünü, düşünce ve duygu bütünlüğünü hiç bozmadan bize yaşattı yeniden. Sona eklediği dörtlüklerle yüreğimize ince ince dokundu. Yaman bir usta. Hatırlattığı için Ali SARITAŞ kardeşimize teşekkür edelim ve ustamızın ellerinden öpelim.
Ali İhsan hocamız çok titiz bir çalışma anlayışına sahip. Seçtiği konulara getirdiği bilgi zenginliği ve yalın anlatım tekniği ile sitemizi aydınlatmaya devam ediyor.
Yeni konuk yazarımız Kenan AYDOĞDU; gazeteci-yazar-televizyoncu kimliğinin kazanımlarını ve Yazlık köyü sevdalısı olmanın duygusallığını harmanlayıp bizimle paylaştı. Bu güzel yazı için kendisine çok teşekkür ediyoruz.
Yeni yazılarda buluşmak dileğiyle herkese en içten duygularla selamlar, sevgiler, saygılar…
 
2 Eylül 2009 23:30
Nazım ESMER YAZI İŞLERİNDEN

Temmuz ayına ait yazımızı biraz gecikmiş olarak size sunuyoruz. Tatil dönemi ve şenlik birbirini yakalayınca kaçınılmaz olarak bizde bu havadan etkilendik. Kısa süreli bir dinlencenin, hasret giderme öncülüğündeki bir eğlencenin tadını çıkarmaya çalıştık.                       
Geçtiğimiz ay sayısal olarak tatil dönemi engeline takılsak da nitelik yönünden okuma tadında sıkıntı yaşamadık.  İlyas amca, Yusuf abi ve Mehmet abi yazılarıyla bizimle birlikte oldular.

İlyas amca yaşamından bir kesit sunarken, bizi “Livera gerçeğiyle” yüzleştirip dünden bugüne duygusal bir yolculuk yaptırdı. Anlatımındaki ustalıktan mı, kullandığı yazı dilinin sadeliğinden mi, konunun beni sarmasından mı? Bilemiyorum.. “Gülname’nin Çayırı” nı tadı damağımda peş peşe birkaç kez okudum. Eline ve yüreğine sağlık İlyas amca.
Yusuf abi, işlediği konuların derinliğine doğru bizi çekerken; kalıplaşmış kabullerin sorgulanması gereğine gönderme yapıp, kafamızda bazı soru işaretlerinin şekillenmesini sağladı. Yer yer düşünce ayrılıklarına düşsek de Yusuf abinin bir muhalif çekiciliği vardır. Kolay bulunmaz özelliklerin donattığı bu çekicilik, Yusuf abinin yazılarının omurgasını oluşturmaktadır.
Mehmet abinin yazılarının iyiye ve güzele giden yolda umut tazeleyen içeriğini çok seviyorum. Koşullar ne olursa olsun bir iyimserlik kokar bu yazılar. Bizi güzel bir sözle kıskıvrak yakalayıp hayata bağlar Mehmet abi. Son yazısı da; anılarından süzdüğü ve bugünle harmanlayıp bize taşıdığı bir başka güzellik.
Yeni yazılarda ve paylaşımlarda bulunmak dileğiyle, herkese en içten duygularla selamlar, sevgiler, saygılar…
 
20 Ağustos 2009 22:00
YAZI İŞLERİNDEN

Bir ayı geride bıraktık. Sitemizde bu süre içinde on bir yazı yayınladık. Yazarlarımız birbirinden bağımsız, ama sonuçta bir bütünlük sunan yazılarıyla karşımıza çıktılar.
Yusuf abi, iki güncel konuyu farklı bir bakış açısıyla ustalıkla işleyerek; dün, bugün ve yarın bağlantılı düşüncelerini bizimle paylaştı.  
Hamiye hanım ve Zeynep Hanım uzmanlıklarını, seçtikleri konuları bir başvuru kaynağı niteliğine dönüştürerek, her zaman elimizin altında bulunabilecek bilgi zenginliğinde hizmetimize sundular.

İlyas amca, (kendi adıma tadına doyamadığım) tarihsel bir yaşanmışlığı nefis bir yazım şekliyle renklendirerek, edebi yönden de ne kadar birikimli olduğunu bize gösterdi. 
Ali İhsan hocamız, bir başka uzman yazarımız olarak, çok ihtiyaç duyduğumuz bir alanda, öğretici ve uyarıcı düşüncelerini, hepimizin anlayabileceği yalınlıkta ve derinlikte yazıya döktü.
“Sevgi”li Mehmet abi, nefis bir yazıyla hepimizi selamladı. O güzel sözcüğün peşinden bizleri aldı götürdü.
Celal kardeşim, Çaykara’lı hemşerimiz,  “konuk yazar”  olarak bizimle paylaştığı yazısında, kendimizi sorgulamamız için biraz sıkıştırdı. İyi de etti.
Yaz mevsimi, tatil düşüncesinin hayata geçtiği günleri barındırdığından, yayınlanan yazılarda azalmalar ya da gecikmeler söz konusu olabilir. Bir ön bilgi olarak yanınızda bulunsun.
Görsel kültürün hepimizi esir aldığı bir süreçte, okumaya ve yazmaya zaman ayıranlara, düşünce dünyalarını bize açanlara yürekten teşekkürler.
Sağlık ve mutluluk dolu günler dileğiyle selamlar, sevgiler, saygılar…
 
1 Temmuz 2009 02:00
Nazım ESMER
YAZI  İŞLERİNDEN

Site yönetimi tarafından 24.05.2009 tarihinde  duyurusu yapılan görevimize başlarken, Yazlık Köyünden biri olmanın sorumluluğunu hep içimizde taşıyacağımızı vurgulamak isterim. İnsanoğlu toplumsal bir varlıktır. Çevresiyle vardır. İyiye ve güzele giden yollar tek başına inşa edilemez. O nedenle bu görevi bir anlamda bütün köylülerimizle birlikte sürdüreceğiz. Onların önerileriyle şekilleneceğiz, uyarılarıyla yanlışlarımızdan arınacağız.

“Dolusavak” başlıklı yazımda, yazılarla ilgili düşüncelerimi açıklamıştım. Bu konuya yeniden girmeyeceğim. Sadece teknik anlamda paylaşmak istediğim bazı noktaları belirtmek istiyorum. Kolay anlaşılması için maddeler halinde yazmayı uygun buluyorum:

1-Yazılar bir hafta “yeni” logosuyla, bir hafta da logosuz ana sayfada yer alacaklar. İki hafta sonunda arşive, yazarların kendi bölümlerine kaldırılacaklardır.
2-Eski yazılar  yazarların arşivlerinde yeniden yayınlanacaklardır.
3-Yazılar sitede yer alan diğer bölümlerden ayrı olacak ve karışık görünüm ortadan kaldırılacaktır. (Bu çalışmalar için Mehmet kardeşime sabır ve kolaylıklar diliyorum, teşekkürlerimi peşinen yolluyorum.)
4- Yazı bölümümüzde düzenli yazma imkanı olamayanlar için “ARADA BİR”, misafir yazarlar için “KONUK YAZAR” köşeleri düşünülmektedir.
5-Her ay “YAZI İŞLERİNDEN” başlığı altında bir genel değerlendirme yazısı bilgilerinize sunulacaktır.
6-Aşağıdaki e-mail adreslerini düşüncelerinizi paylaşmak, uyarılarınızı iletmek için kullanabilirsiniz.
nazimesmer@yahoo.com   ve   nazimesmer@yazlikkoyudernegi.com Herkese en  içten duygularla selamlar, sevgiler ve saygılar.
 
31 Mayıs 2009 02:00
 
 
©
TÜRKİYE
 
 
LİVERA FM
 
 
SİTE YÖNETİMİ
 
İletişim
Ziyaretçi Defteri
Livera Forum
Web Hizmetleri
Site Yönetim Duyurular
Admin
DJ Girişi
 
YAZLIK KÖYÜ
 
Köy Muhtarı
Livera Haberler
Düğün Haberleri
Ölüm Haberleri
Livera Tel. Rehberi
Medyada Livera
Livera Spor
 
YAZLIK KÖYÜ DERNEĞİ
     
 
Başkan
Dernek Yönetim Kurulu
Eski Yönetim
Dernek Üyelik Formu
Dernek Üyeleri
Dernek Duyuruları
 
FOTOĞRAF & VİDEO
 
Fotoğraflar
Videolar
 
 
SİZLERDEN GELENLER
Fotoğraflar
Videolar
Yazılar
 
LİVERA YAZILARI
 
KÖŞE YAZILARI
...
Bize Her Yer Trabzon
Arada Bir
Anılar
Şiirler
Konuk Yazarlar
 
SPONSORLARIMIZ
 
.
 
 
 
.
 
.
 
 
©2006 YAZLIK KÖYÜ Sitesinin tüm hakları saklıdır.
Design by m.uzun